8 Aralık 2016 Perşembe

Kainatin Duzeni ve Kapitalist Somuru Sistemi

Kymatica
Dogada, bes duyu organimizla algiladigimiz her sey iki temel esastan olusur. varligin ozunde hersey, etki ve tepki arasindaki iliskiden meydana gelir. Alici guc konumundaki disi, 'tepki'dir. Onun karsiladigi eril yaratici guc ise 'etki'dir. Ikiligin esasi budur. Bu ikiligi antik mitlerde ve felsefelerde gorebiliriz. Bugun saptirilmis ve bozulmus haldeki felsefe ve kutsal yazitlar, bu kutuplardan birini 'iyi', digerini ise 'kotu' olarak adlandirmaktadir. Gercek bilgeler, oz bilgiye ulasanlar ve samanlar ise ikisini de gerekli gorurler. Cunku bilirler ki eger bunlardan biri olmasaydi, digeri de olmazdi. Bu iki onemli merkez, evrende birlikte vucut bulur ve herseyi sekillendirirler. Iste bu Kymatica'dir.

Dil ve Ses
Dil, kainatin duzeni, dogadaki butun seyler arasindaki iliski bu prensibe dayanmaktadir. "Cymatics-Gelecegin Bilimi" isimli calismasinda Pete Petterson soyle der: Dogada herseyin icinde Kymatica'dan ornekler goruyoruz. Bu fenomen, biyolojik evrimin isleyisini saglayan en onemli guctur.

Dan Winter, ibranice ve Sanskritce gibi antik dillerin konusuldugunda ozel geometric yapilari harekete geciren bir titresim frekansi yaydigini ispatlamak icin bir deney yapti. Arastirmalar yogunlastikca Ibranice, Sanskritce, Aramice, Arapca ve diger eski dillerin, bugunku dillerin kokeni olduguna ve bu yuzden kaynaga daha yakin olduguna dair ipuclari bulundu.

Swami Murugesu, "Mantra Bilimi" adli kitabinda bir insanin yanan bir kandile yogunlasarak Sanskritcedeki ozel bir kelimeyi duzenli olarak tekrarladiginda bu kelimenin frekansi nedeniyle alevin renginin degisecegini iddia ediyordu. ayni seyden, kan basincinin alcalip yukselmesinde de bahsediliyor kendi deyisiyle.

Bazi belirli sesler, vucudumuzdaki elektrik akimini ve sinir sistemimizi etkileyebilir. Titresimlerin yarattigi herhangi bir degisiklik, insan zihnine ve atmosfere dogru yayilir, Tum bunlar yalniz egitimle bilinebilir ve pratikle hayata gecirilebilir. Bu yeniden kesfedilen ses bilimi sesin salt titresim sinyallerinden daha fazla oldugunu gosteriyor. Ses, hayatla yalnizca etkilesimde bulunmaz, ayni zamanda onu destekler ve gelistirir. Insanlar, toplumlar ve medeniyetler arasinda bir bilinc kanali ozelligi gosterir.
Egomuzun hakimiyeti yuzunden katlanmak zorunda kaldigimiz bu ruhani hastalik butun insanligi ilgilendirrmektedir. Ruhani ayriligimiz, kendi icimizle iletisim kurmamizi engellemektedir. Aynen vucudun icindeki kanserli hucrelerin yaptigi gibi, Bu butunun icinde insan ve doganin geri kalani arasinda bir dil engeli yarattik. Bu kuresel bir kanser gibidir. Tarihten bu gune antik dillerin etkisi azaldi ve kokenden uzaklasildi. Ibraniceden ingilizceye yapilan alfanumerik bir ceviri bu iki dilin birbirinin tamamen tersi oldugunu gosteriyor. Kymatic etki anormal sonuclar...

Doktor Lenon Orwell, DNA uzerindeki calismasinda soyle diyor: Beynin duyusal motor korteksinin ucte biri dile, agiz bosluguna, dudaklara ve konusmaya baglidir. Bir diger deyisle, konusurken ya da sarki soylerken yayilan oral frekans hayatimiz uzerinde guclu bir etkiye sahiptir. Titresen genlerin butun organizma ve hatta turun evrimi uzerinde etkisi vardir. Bu durumda dilin bozulmasinin biyolijiyi nasil etkileyecegi anlasiliyor. Dil kadar temel ve onemli bir sey yozlasir, deger kaybeder ve bununla da kimse ilgilenmezse, daha baska neyi kaybedebiliriz ki?

Yasalar
Hayatimizda ozgurlugumuzun sinirlarini belirleyen seyleri bir dusunun; hukumet ve yasalar, saglik ve sigorta sirketleri, vergiler, yapi izinleri, ehliyet ve digerleri, ozgurlugumuz uzerinde, binlerce degilse bile yuzlerce kosul, kural ve sinir bulunuyor. Ve tum bu sayilanlarin disinda size uygulayip uygulayamayacaklari seyleri, kaciniz arastirdiniz? SImdi karsi koyamayacagimiz bazi yasalara goz atalim.

Yasa; Insanlara hukmeden tum kural ve yaptirimlarin hepsinin tek bir kategori altinda toplanmasi, sik dusunulen bir yanilgidir. Oysa insanlarin bagli oldugu, fakat kendi kendilerine direkt uygulamadiklari baska yasa turleri de vardir. Bir baska yanilgi da, haklarimizi bize devletin anayasasinin verdigi dusuncesidir. Anayasa zaten sahip oldugumuz haklari listelemekten baska bir sey yapmaz. Bizi yaratan tarafindan bahsedilmis ve elimizden alinamayacak haklarla dogduk. Bu haklar bize sonradan verilmedi ve sonra da elimizden alinamaz. Bizim yaptigimiz sey, sahip oldugumuz bu hakki kullanip kullanmamayi secmektir.

Ego
'Ego' denilen bu parazit yasamini surdurmek icin surekli beslenmeye ihtiyac duyar. Yiyecek, petrol vb kaynaklar enerjidir. Insan beynide elektromanyetik bir enerji alanidir. Bu potansiyel enerji kullanildiginda, egoya yasam veren kinetik enerjiye donusur. Bu senaryo kucuk parazit organizmalarda gerceklesse de, durum 'insanlik' dedigimiz kollektif organizmada da tamamen aynidir. Bir parazit vucuda, parazitlerin yasamak icin ihtiyac duydugu kimyasallari salgilatir. Vucut bundan habersiz oldugu surece, parazit beslemeye devam edecek ve kendisi ac kalacaktir.

Wilhelm Reich tum toplumlarin organik biyolojik durtulerin acliginin yol actigi psikozlardan muzdarip oldugunu belirtiyor. Ornegin cinsel bastirmalar, somurdugu kitlelerden beslenen kiliseye guc veren bir faktordur. Cinsel kaygilar, sucluluk duygusu, otorite utangacligi dogurur ve cocuklari ailelerine bagimli yapar. Yetiskinlerde bu bagimliligin yerini devlete bagimlilik alir. Iste kapitalist somuru boyledir. Bu bastirilmis kitlelerin entellektuel guclerini felc eder cunku burada biyolojik enerjinin en buyuk parcasi zarar gormektedir. Sonunda yaratici gucun daimi gelisimi yok edilir ve insan ozgurlugune yonelik tum amaclara ulasmak imkansizlasir. Her bagimsiz bireyin kolayca kitleleri yonetebildigi bu ekonomik system, bu yuzden ezilen kitlelerin ruhsal yapilari uzerinde yukselmektedir.

Reich'in burada gostermeye calistigi sey; kollektif boyutta, biyolojik, ruhsal ya da duygusal, dogal bir fonksiyonun bastirilmasi, anormal bir reaksiyonla, bir rahatsizlikla sonuclanacaktir. Bu hastalik ya da rahatsizlik, kollektif bilincalti yoluyla kitlelere tipki bir salgin gibi yayilir. Insanlik kisitlanmis ozgurluk vebasiyla karsi karsiya kalir. Bu; su demektir: Insanlar ve kitleler kendilerini ruhsal anlamda yonetmekten acizler. Durum, makro kozmozda kendini hukumet ve dini kurumlarda acikca gosteriyor. Bu apacik bir saltanattir, ulusal ve bireysel saltanat, herkese ve herseye sahip yeryuzunun rezil hukumdarlari, insan uygarliginin krallari. Politik, sosyal, ekonomik ve ruhsal diktatorluk, ruhsal zulum...Ruhumuzdaki bu basit hastalik, bu sorumsuzluk ve temel insani ozgurluge olan ilgisizlik, bu gezegende insanlara hukmetmis butun despotlarin yolunu acan seydi.

Korku
Insanlik; korku, umursamazlik ve nefret cemberi icinde hapsoldu. Hiyerarsik politik sistemleri ve burokrasileri; bu icguduler kontrol ediyor, insanin temel mutluluk arayis hakkini sinirliyor. Korkuya, duyarsizliga ve nefrete dayali bir toplum; ozunde. bireylerin mutlulugunu etkileyen bir sistem meydana getirir. Bu sistem bireysel gelisimi sinirlar, alt-ust tabakali toplum yapisini ve yanlis amaclar uzerine insa edilmis bir sinif toplumunu destekler. Fakat kitlelelerin korktugu bu baskici despotlar, bizden farkli degillerdir. Onlar aramizda bizimledirler.

Halil Cibran 'Peygamber' adli kitabinda sairane bir dille soyle diyor: En kutsal ve erdemli olan, sizin icinizdeki yucelikten daha yukarida degildir. En asagilik ve aciz olan, yine sizin icinizdeki en asagi olandan daha asagida degildir.

Hepimizin en korkunc gunahi isleyebilme ve birbirimize en guzel sefkati gosterebilme kapasitemiz bizde mevcuttur. Bu ruh ve zihinlerimizdeki hastaligi gayet iyi aciklar. Et ve kana karsi degil, emirlere karsi savasmak. guclere, dunyadaki bu karanligin hukumdarlarina karsi savasmak, yuksek mercilerdeki ahlaksizliga karsi savasmak.

Kraliyet aileleri, hukumet liderleri, Birlesmis Milletler, finansal organizsayonlar. tekel sirketler ve medya canavarlari...bunlarin hepsi yanlis egonun yansimalaridir, hastaligin fiziksel belirtileridir. Yasamak icin bizim bilinc ortakligimiza, bilinc enerjimize ihtiyac duyarlar. Cunku bizim katilimimiz olmadan, ortakligimiz olmadan aclik cekeceklerdir. Onlarin devami bizim yonetilme arzumuza baglidir. Bu hastaligin insanlar arasinda yaygin olarak gorulen bir belirtisi de; onun surekli tarafimizca red edilmesidir.

Bastirma
Kendimiz hakkinda kabul etmedigimiz ozellikleri devamli olarak bastiririz. Iste bu yuzden yanlis egomuzu ve bu hastaligin belirtilerinin neler oldugunu gormemiz zordur. Bir ulus hatalara ve hirslara sahip olsa bile yasayabilir. Ama kendi icinde bir hiyanet varsa yasayamaz. Isre egomuzun yapisi da boyledir. O sahip oldugumuz ozgurlugu bize unutturan bir aldaticidir. Bu ruhsal parazitin yasamini surdurmesi icin bizi, ona bagimliligimizi surdurecek bir kimyasalla beslemesi gerekir. Bizim paraziti besledigimiz kaynak ise bilincimizin enerjisidir.

Korku kimyasali, insanligin korunma ve savunmaya ihtiyac duymasina sebep olur. Vucudun yasam fonksiyonlari, iki temel fonksiyona indirilebilir. Bunlar her organizma icin gecerlidir. Iyi buyuyebilme yetisidir. Biyolojinize ozen gostermeli ve varliginizi surdurebilmelisiniz. Ikincisi de kendinizi koruyabilme yetisidir. Eger sadece buyuyup gelisebiliyor, fakat kendinizi koruyamiyorsaniz, bir baska seyin yiyecegi olursunuz. Yani hayatta kalmak; gelisebilme ve kendini koruyabilme arasindaki dengedir. Insan uygarliginin ve insan evriminin tarihinden dogamizin, 'gelisme durumunda' bulunmak oldugunu ve korunmanin da bize tehlike aninda yardim eden birsey oldugunu ogrendik. Ayni anda hem gelisme hem de korunma durumunda bulunamazsiniz.

Asil olay su ki; korunmaya ihtiyac duydugumuz anda salgilanan stress hormonlari, mide ve ic organlarimiza giden damarlardaki kani keser. Burasi vucudun gelisimini surduren kisimdir. Soyle ki; ic organlariniza giden kani alip kollariniza tasidiginizda ic organlarinizda kan kalmaz yani gelisme durur. Ama dovusmeye hazirsinizdir. Kavganiz bittiginde kan geri ic organlara doner ve gelisme devam eder. Bugun yasadigimiz dunyada 7/24 korku hakimdir. Yani vucutta surekli olarak stress hormonu salgilanmaktadir. Surekli salgilaniyor ve bizi kosmaya, dovusmeye ya da ucmaya hazir tutuyor. Her bir an ani bir hamleye haziriz, cunku defans modundayiz. Bu da enerjimizin buyuk bir cogunlugunu savunmaya harciyoruz demek oluyor. Eger devamli savunma halindeyseniz, hayatta kalamazsiniz..

Bu nedenle kapitalist somuru sistemini kuranlar bizi surekli korku ile savunma halinde tutmaya calisirlar. Kaos yaratarak, ses ve bilincalti kodlamalarini kullanarak bizi hastalikli hale getirirler. Sorunlarla mesgul ederek enerjimizi dagitirlar ki kendileri krallar gibi yasasinlar..

Simdi bu somuru duzeni yikliliyor ve insanlar korkuyla yasaya yasaya bagisiklik kazanmis gibi, eskisi kadar etkilenmiyorlar, korkmuyorlar. Korku, yasamin dogal bir parcasiymis gibi, siradanlasti. Donusume ugrayarak etkisizlesiyor. Bu da uyanisi hizlandiriyor. Insanlar, gucunu ve yatariciliklarini kesfediyorlar..Somuru duzeninin sonu geldi..


Sevgiler!

Aasmaestefan@gmail.com

Kymatica videosundan yararlanilarak hazirlanmistir. Ceviri yapan, Tolga Yazicier- Emre Sukenari- Alper Kaya' ya tesekkurler!

Baris Manco'nun Gizemi ve Sarkilariyla Verdigi Mesajlar

Merhabalar siz sevgili okuyucular, konumuz Barış Manço.Sadece Türkiye'de değil, bütün bir dünyada tanınan bir sanatçı idi.Peki sadece şarkı söylüyor ve tv programları mı yapıyordu? Acaba bazı tasavvuf yönlerini de bize üstü kapalı şekilde mi göstermişti? ya da açıktıda biz mi dikkate almadık? Bunun cevabı her ne ise, şimdi dikkate alma zamanıdır! Görüntüsü bir derviş görünümünde idi.Eski çağların kıyafetlerini günümüze uyarlayarak kullanmıştır

Daha kariyerinin başlarında 1973 yılında 2023 parçasını yayınladı.Fakat şarkı sadece bir şiir içeriyordu. Bu şiirde 2023 yılında olacak önemli olayların kodlandığı söylenmektedir.



Aynı zamanda 2024 ve 2025 adında enstrümantal parçalarıda vardır.Bu parçalar aynı şekilde sözsüz, ama harmanlanmış melodiler eşliğinde o yılların anlatıldığı sanılmaktadır.



1976-1977  yıllarında 2023 fotoromanını yayınlamıştır.Fakat bu fotoromanda şok bilgiler yer almaktadır.


Romandaki adı Barış 999'dur. Peki hangi yıl ölmüştü?


Üçüncü dünya savaşı belkide ilk kez gündeme getiriliyordu.

1979'a gelindiğinde yine sırlarla dolu sözsüz bir parça yayınladı.

https://www.youtube.com/watch?v=AnpEmkzdnV4

1980'lere gelindiğinde artık tv programlarına ağırlık vermişti.Dünyayı gezmeye başlamıştı, bu programlar büyük bir bilgi kultür programıydı.


1982 yılında belkide yüzyıllar sonra anlamını kazanacak bir şarkı yayınlar.Bu şarkı Dönence'dir ve sırlarla doludur.

https://www.youtube.com/watch?v=PbpkCq9RqGo

''Duyuyorum; görüyorum; bir gün gelecek Dönence, biliyorum''

''Uzaklarda bir yerde türküler söyleniyor''
''Uzaklarda bir şeyler kök salıyor''


Barış Manço Kayaların Oğlu Şarkı Sözü

1923Ün ilik bir ekim sabahinda
Kayalarin topraga dikine saplandigi yerde dogdum
Toprak anayla kaya babanin ogluyum ben
Toprak anam sevgi dolu bereket dolu
Toprak anam sessiz ama toprak anam dopdolu
Toprak anam toprak anam anadolu

Babamsa sagi solu belli olmaz
Bir gürledimi yer yerinden oynar
Gögsünde catirdamalar olurmus
Onun icin derdi

Onun icin sayisiz irili ufakli
Kaya parcalari vardir bu topraklarda
Ve sen benim oglum
Ve sen kayalarin oglu
Bu tasi topragi bir arada tutacaksin

Kolay degil kayalarin oglu olmak
Kuzeyden esen rüzagara
Güneyden gelen kavurucu sicaga karsi
Koruyacaksin onlari
Kolay degil
Kolay degil kayalarin oglu olmak

2023Ün ilik bir ekim sabahinda
Bacaklarimda hafif bir uyusma ile uyandim
Ve sanki yüz yillik ulu bir cinar gibi
Kök salmaya basladim o sabah
Ve ilk kez sagimda solumda

Asirlardir durmakta olan diger cinarlari farkettim
Dogudan hafif bir seher yeli yükseldi
Ve asirlik cinarlar benide aralarina aldilar
Ve 2023ün ilik bir ekim sabahinda
Yeni bir kayalarin oglunun dogusunu
Beraberce seyre koyulduk

Yorum sizin...

Beni blogunda misafir eden Aasma Estefan Hocam'a teşekkür ediyorum. Barış Manço hakkında verdiğim bu bilgiler tabiki, onun hakkında az bilgilerdir. Onu  daha iyi tanımak için bir giriş yaptık. Siz aldığınız bu tefekkürler sonucu, yeni tefekkürlere yelken açınız. Unutmayınız bazı insanlar vardır ki, metafizikle ilgili konuları kestirip atar. Saygısızlık yapılmadığı sürece her görüşe saygımız vardır. Fakat birileri şahsi hırs ve ihtiraslarından dolayı metafiziği inkar ediyorsa, bizde onlara yaranmak için susacak değiliz. Saygılarımı sunuyorum, sevgiyle kalın.

hasan.kayacan@outlook.com
instagram:kayacan11_




Hepimizin Bilinci Ortaktir

Carl Jung, butun insanlarin bagli oldugu kollektif bir bilincalti kesfetti. Yani bu, butun insanligin tek bir ortak zihni paylasmasi demektir. Dunyadaki bu durum, ortak ya da benzer mitoloji ve sembollerde, morfolojik calismalarda ve hareket biliminde acikca ortadadir. Bu butunluk trilyonlarca hucrenin ayni sinyalleri paylastigi insan vucudunun global bir ornegi gibidir.

Insan vucudu yaklasik 50 trilyon hucreden olusur. Vucudun yaptigi herseyi hucrelerde yapar. Hucrelerin nefes alma ve verme sistemleri vardir. Beslenir, hisseder, dusunur ve diger hucrelerle iletisim kurarlar. Trilyonlarca hucre, tek bir organizmayi yani insan vucudunu meydana getirir. Milyarlarca insan vucudu, yine tek bir organizmayi, yani Yerkureyi olusturur. Aslinda yerkurenin insan anatomisi ile dusundugunuzden daha fazla benzerligi bulunmaktadir. Yerkure tipki insan vucudu gibi kendi elektromanyetik uretimine sahiptir.

Arastirmalar sayesinde, sinir hucrelerinden gecen elektrik akimlari bulundu. Akimlar, vucuttaki butun sinir hucrelerinde bulunuyorlardi. Bu akim yollarina "enerji meridyenleri" denildi. Bu yollar en az iki bin yildir akapunktur tedavilerinde kullaniliyordu. Hatta onlari daha da eski zamanlarda, "ejderha yollari" veya "orulu cizgiler" olarak tanimliyorlardi.

Eski caglarda insa edilmis antik yapilarda ve tas heykellerde de bu detaylari goruyoruz. Bu yapilar, yerkurenin enerji meridyenlerinin uzerine insa edilerek; oradaki enerji meridyenlerine dikkat cekiliyordu. Bu enerji meridyenleri yerkurenin titresim frekanslarindan olusur ve 'Schumann Dalgalari' olarak da bilinir. Her gezegenin kendine ait titresim frekanslari vardir. Bu frekansi dairesel cevre ve cap belirler. Yani yorungedeki donus hizini belirleyen faktorlerdir, Yerkurenin titresimi 7.83 Hz'den baslar ve yedinci muzikal notada sona erer. 43.2 Hz. ve bunlar ayni zamanda insan bedenindeki yedi cakraya karsilik gelir.Yerkureye dair en buyuk kesif, suphesiz onun bilincidir.

Bilinc dedigimiz sey; organizmalarin sekillenmesini yoneten enerji alanidir. Morfogenez; bu dokularin, organlarin ve olusturduklari organizmalarin sekillenmesini aciklayan bilimsel terimlerdir. Bilinc butun evrenin yaratici gucudur. Ona bir cok isim verilmistir. Tanri, Yehova, Krishna, Oz, Buyuk Ruh, Allah, doga, sonsuzluk gibi.. Butun bu evren, aslinda her seyin tamamen bilincinde olan..tek bir canli organizmadir. Bunun idrakinin zor gorunmesinin sebebi anlayislarimizin, konustugumuz diller tarafindan sinirlandirilmasidir. "Bilincli organizma" ifadesini duydugumuzda ona insani nitelikler vererek kisilestirme yapiyoruz.

"Organizma"denince ogrendigimiz ilk anlami aklimiza gelir. Oysa organizma tabiri uyariciya yanit veren her turlu canliyi ifade eder. Cogalma, buyume, gelisim ozellikleri vardir. Butunlugun dengelesimi ve idamesini yurutur. Evren butun bu seyleri yapmaktadir. Evrenin bilinci tum bu sorumluluklari ve amaclari yuklenmektedir. Yeryuzunun titresim frekanslari, onun ozel yapisinin bir sonucudur. Bu frekanslar biyolojik ritimlere tepki verirler. Aylik ve gunluk dairelere, davranislara ve duygusal hareketlere; frekanslar, flora ve fauna tarafindan toplanir. Bunlar dalga hareketlerine duyarli biyolojik araclardir. Dalga hareketleri kafatasimizin icinde titresirler ve kozalaksi bezin yer aldigi beynin merkez noktasinda birlesirler. Bir cok kulturde kozalaksi bezin sezgilerin kaynagi olan "ucuncu goz" olduguna inanilir. Descartes, zihnin ve vucudun bulustugu bu noktayi "ruhun oturagi"olarak tanimlamistir.

Vucudumuzdaki her bagimsiz hucre merkezi sinir sisteminden elektromanyetik sinyaller alir. Bu aldiklari aslinda evrenden butun biyolojik cihazlara yayilanlarin aynilaridir. Din, bilim felsefe tarafindan bilincli evreni aciklama girisimlerinde bulunulmustur. Organizmalarin biyolojik dogadan mahrum birakilmasi hastaliga yol acar. Dogadan ayrilmak, cenneten kovulmak azaptir. Bunlarin hepsi bu hastaligin semptomlaridir. Incilin yada tanrinin isleri degildir. Kendimize yonelik en buyuk ve tek tehdit ozun kaybidir. Bu kutsalligimizin olumudur.

Tarihin okyanuslarindan en kucuk damlalarina kadar, gecmisin bilgilerine bakarak kendimizi nasil kaybettigimizi anlamamiz gerekiyor. Eflatun soyle der: Dogrusu bu dunya, ruh ve zeka bahsedilmis canli bir varliktir. Gordugumuz her bir varlik, tum diger canli birimleri kapsamaktadir. Hepsinin dogasi birbiriyle iliskilidir. Dahasi evren de icinde yasayan tum yaratiklari kapsayan basli basina canli bir varliktir.

'Sufi' dergisindeki bir makalede yazar soyle diyor: Dunya akilli bir varlik, bu antik filozoflarca idrak edilmis bir seydi. Simyacilarin yaptigi sadece bu oze farkli isimler vermeleriydi. Anima Mundi, Gaia, Tabiat Ana, bu isimlerden bazilariydi.

Insan ruhunda meydana gelen kanser ile dunyanin ruhu'nda baslayan kanser, benzer sebeplerden dolayidir. Kanser; bir grup hucrenin bir araya gelip organizmanin bilincli sinyalleri ile baglarini koparmasi ile baslar. Bu hucreler kontrolden cikar ve organizmanin diger bolgelerine yayilir. Bu berbat hastalik, bugunku dunyada apacik ortadadir. Dunyamizdaki kanser, egonun hakimiyeti ve dogayla olan ayriligimizdandir. Yani insanlardaki kanser ile dunyanin uzerindeki kanserin sebebi; egonun hakimiyeti ve dogadan kopustur.

Kibir, butun her yerde ve herkesin uzerinde, ayrilikciliga ve rekabete yoneltir. Rekabet, korkuya ve acgozluluge goturur. Acgozluluk, hilekarliga ve ahlaksizliga surukler. Ahlaksizlik ise butun bu hastaligin uredigi ve savaslarin dogdugu yerdir. Dunyamizdaki butun bu nefret ve yikim hareketleri kendinden nefret etmek ve kendine zarar vermekle baslamaktadir. Kendini sevmeyen, koruyamayan ayni zamanda da dunyayi da sevemez, koruyamaz. Bunlarin hepsi de, tabiat ana ile uzerindeki varliklarin iletisiminin bozulmasi ile baslar.


Isin cozumu, dogayla butunlesmekten gecer. Dogaya donmek, onunla konusmak, onu duymak, anlamak ve korumaktan gecer. Koparilmis bagimizi yeniden kurmakla gecer. Cunku dogadan kopan insanlar, annesinden koparilan cocuklar gibi sorunlu ve hastalikli olurlar. Bireysel hastaliklar butunu de hasta eder. Mikrodan makroya birbirimize eterik baglarla bagli bir butunun parcalari oldugumuz icin hepimiz etkileniriz. Birimizdeki sorun hepimizin sorunudur.Butun bu hastaliklarin cozumu de topraktir..dogadir..dengedir..sevgidir..birlesmedir..


Sevgiler!
Aasmaestefan@gmail.com


Kaynak: Kymatica videosundan yararlanilarak hazirlandi. Ceviri yapan  Tolga Yazicier- Emre Sukenari- Alper Kaya' ya tesekkurler!



17 Kasım 2016 Perşembe

Sozlerimiz ve Davranislarimiz Bizim Ic Yansimamizdir


Sozlerimiz ve davranislarimiz tamamen bizim ic yansimamizidir. Bize aittir. Yasadigimiz olumsuzluklar icin baskalarini suclamayi birakalim. Insan, insanda kendini gorur.

Hayatimizdaki olumu ve olumsuz olaylar, bizdeki olumlu ve olumsuz duygularin disa yansimasidir. Bizden disa cikarlar ve aynaya carpar gibi kisilere carpar,bize geri donerler. Disariya yaptigimiz her iyi yada kotu tohumlama inci tanesi gibi yan yana dizilir ve zamanla, sirayla sonuclarini yasatirlar bize. Kimseyi suclamayalim. Her yasadigimiz olay aslinda bizim yuzumuze carpan gercekligimizdir. Icimizdekiler disari ciktikca biz onlari yasayip bitirdikce..zamanla icimiz arinir temizlenir. Tipki yeni acilan bir su kuyusu gibi.. Kuyudan once kirli su, tas ve kum gelir, sonra temiz su. Iste bizim yasamlarimizda boyledir. Icimizdeki negatif ve pozitif birikimi; soz yada davranis olarak disari akitip bize geri donusunu bekleriz. Bize donenleri; 'ektigini bicme' yontemiyle, iyi kotu yasariz ve sonunda sifalaniriz, ariniriz temizleniriz..Taa ki icerde bir tek saflik kalana kadar..'Oz' kalana kadar...Bir tek 'O' kalana kadar..'Ask' olusana kadar...

"İnsanı ateş değil, kendi gafleti yakar. Herkeste kusur görür, kendisine kör bakar. Neye nasıl bakarsan, o da sana öyle bakar."

"İnsanlar seni yanlış anladığında dert etme, duydukları senin sesin, fakat aklından geçirdikleri kendi düşünceleridir."

"İnsanlarda güzel olan yüzdür, yüzde güzel olan gözdür… Ama insanı insan yapan aslında ağızdan çıkan sözdür!"

       Mevlana



"Insanligi engin bir okyanus olarak dusun.
Bu okyanustaki her bir kisi,
Senin ruhaniyetinin bir yuzunu yansitan bir damlaciktir.
Unutma:
Digerleri senin icin sadece bir aynadir.
Suclayacak veya kinayacak hic kimse yoktur.
Insan daima ve sadece kendisiyle karsilasir"
                                     Stefano D'Anna



Karsimizdakine soyledigimiz bir guzel soz, bir guzel bakis, bize kat kat guzel doner. Ama kotu soz, kotu davranis da ayni sekilde kotu doner. Yani biz, bize nasil davranilmasini  istiyorsak, baskalarina da oyle davranmaliyiz. Nasil sozler duymak istiyorsak; baskalarinada oyle sozler soylemeliyiz ki; hem cekim yasasi, hem de geri donus geregi verdigimizi alabilelim. Bu durumda iyi yada kotu secimler yapmak da yine bize kalmis oluyor. Durumu iyice kavradigimizda kisir bir donguden kurtulmus oluruz ve bize olmasi gerekenleri biz belirleriz. Kim ister ki bos yere aci cekmeyi..

Sevgi dolu guzel dusuncelerimiz ve davranislarimiz bize guzel bir dunya yaratir ve hayatimiz 'cennet' diye tabir edilen hale donusur. Kotu soz ve davranislarimiz da bize 'cehennem' gibi bir dunya yaratir. Budur aslinda kutsal kitaplarda bahsedilen cennet ve cehennemin gercek hikayesi.. Bizler yaptigimiz secimlerle kendimize hem bu dunyada hem de perdenin obur tarafinda; cennetimizi veya cehennemimizi yaratiriz. Din kitaplarindaki 'cennet've 'cehennem' kavramlari birer yer adi degil, yasam seklidir, kendimize yarattigimiz realitedir. Malesef bu kavramlar yanlis anlasilmistir. Yoksa Yaratici cezalandiran, yakan, yikan birisi degildir.  Kendisinden geleni, kendini, neden cezalandirsin ki!

"Sen tasdik etmesen de cümle alem bunu bilir ki; her ne ekersen, günün birinde o ektiğini biçersin."

Mevlana




                                                                             Sevgiler!

                                                              Aasmaestefan@gmail.com





11 Kasım 2016 Cuma

Yeni Enerji Portali 11.11 Acildi


11:11=22=4= Zaman demektir.

11.11 Kapisi
Bu kapıyı iki dünya arasındaki çatlak olarak ifade edebiliriz. Bu kapı özsel potansiyeli aynı, iki çok farklı enerji spiralini birbirine bağlayan köprü gibidir.

1’e doğru beraber birleşirken, anahtar parçaları hep birlikte bir araya getirebilesiniz diye. Sadece anahtarı yaratmıyorsunuz, kapıyı da görünür hale getiriyorsunuz. Yarattığınız bu gök kuşağı köprüsü aslında görünmez aleme açılan görünür bir kapı.

11:11 tamamen farklı bir evrim spiraline ulaştıran küçük bir köprüdür. Bu sembol hücresel anı bankasına çok uzun zaman önce kodlanmıştır ve aktive edileceği anı bekler (Alinti)


Bugun  Dunya annemiz, uzerindeki tum canlilarla beraber yeni bir enerjiye giris yapti. 11.11 Kozmik Portal diye tanimlanan bugun; buyuk degisim ve donusumlerin baslangici. Dunya shifting yasarken onunla birlikte uzerindeki tum canlilar da shifting yasiyor. Duygularimizda, yeteneklerimizde, fiziksel ve ruhsal bedenlerimizde guzel degisimler olasi. Iki uc gun surecek bu giris, insanlarda sarhosluk, melankolik hal yaratabilir. Hafif bas donmesi, mide bulantisi olabilir. Uykusuzluk olabilir ama kendinizi hala enerjik hissedebilirsiniz. Dalginlik seklinde saniyelik baska boyutlara giris cikislar olabilir. Araba kullanirken dikkatli olalim. Bu yeni enerjiye uyumlanma bittiginde uyku hali artar. Uyumak dengelenmek ve tazelenmektir. Basimizin sag tarafinda agri olabilir. Sag beyin aktivasyonu artiyor. Kalp atislari ara ara hizlanabilir. Uyumlanma sonrasi; biz bu yeni enerji ile harika hissedecegiz. Sevgi hizla artacak, bireysel huzur artacak ve en onemlisi de uyanislar hizlanacak. Kasim ayi bizim ayimizdir. 11.11 Isik tarafina ait bir uyanis kodudur. Dikkat edin eger digital saatlerde 11:11'i goruyorsaniz sizde uyaniyorsunuz demektir. 11 dengeyi temsil eder. Beden ve ruh aynı frekansta titreşirse dengededir. 11:11 de ruh ve beden ayni frekansta bulusur ve goz goze gelir. Buyuk degisimler uyanisla baslar ve 11.ay olan, Kasim ayinda uyanis hizlandirildi. Onumuzdeki iki uc ay boyunca onemli degisim ve donusumler olabilir. Ilk etapta anlam veremedigimiz bazi kotu olaylar, karanlik tarafimizin kendini gostermesi olarak yorumlanmalidir. Kendisi ifsa ederki, sorunu group sifalandiralim, cozume ulastiralim.

12.12 portalina kadar; simdi hizlanarak artan 11.11 enerjisini iyi degerlendirmek lazim. Bedendeki fazla enerjileri atmak icin; topraklanma, su icme, tuzlu su banyolari veya ayaklari tuzlu ilik suya koyma gibi yontemler uygulanabilir. Ya da hayvanlara, insanlara, bitkilere sifa yaparak bu fazla enerjimiz paylasilbiliriz. Bize geleni akitamadigimiz zaman, biz rahatsiz oluruz. Bizden akip topraga ve cevremize gecmesi lazim.


                                  Bundan bir ay kadar once su bilgi geldi ucuncu goz ekranima:

"Dunya baslangica gidiyor. Sifira gidiyor. Camelot'a gidiyor."

Bu bilgide; Dunyamizin yeni boyuttaki yerine gecip reset gorecegi ve sifirdan, yeni bir baslangic yapacagi anlatiliyor. Yani yeni boyuta gecisi tamamlandiginda Kral Arthur'un "Camelot" efsanesinde bahsedildigi gibi; uzerinde altin sehirlerin oldugu, huzur sevgi ve baris dolu yeni bir dunya ile yeni cagda yeni bir baslangic yapilacak. Onceden gelen diger bilgilerle tamamladigimizda ise, bahsi gecen bu yeni dunyaya, sadece yukselisini tamamlamis, uyanmis insanlarin gidebilecegi sonucu cikiyor.

Kral Arthur ve Camelot Efsanesi

Camelot, Kral Arthur efsanesiyle ilişkilendirilen ünlü kale ve saraydır. Arthur'un erken dönemdeki hikâyelerinde adı geçmeyen Camelot, ilk kez 12. yüzyıl Fransız şövalyelik efsanelerinde ortaya çıktı.

Camelot, zaman içinde Arthur diyarının fantastik başkenti ve sembolü haline dönüştü. Hikayeler, Camelot'un Britanya'da bir yer olduğunu anlatırken, bazen de gerçek şehirlerle ilişkilendiriyor; fakat tam konumunu açığa çıkarmıyor. Çağdaş araştırmacıların çoğu Camelot'un tamamıyla kurgusal bir yer olduğu ve coğrafyasının romantik yazarlar için çok uygun olduğu görüşünü paylaşıyorlar. Kral Arthur efsanesi araştırmacılarından Norris J. Lacy'ye göre "Camelot, bilhassa hiçbir yerde olmadığı için her yerde olabilir." Buna rağmen, 15. yüzyıldan beri "gerçek" Camelot'un tam olarak nerede olduğuna dair çeşitli savlar öne sürülmüştür. Günümüzde ise popüler kültür ve turizm amacıyla bu iddialara yenileri eklenmektedir. (Alinti)








Sevgiler!

Aasmaestefan@gmail.com

26 Ekim 2016 Çarşamba

Kendi Frekansımızı Yükselterek İyileştirmek



Bir dalganın belli bir zaman birimi (genellikle saniye) içerisinde tekrarlanma sıklığına, yani bir saniye içindeki döngü sayısına “frekans” denir.  “Hertz” birimiyle ölçülür. Herşey titreşmektedir. Bu nedenle herşeyin frekansı vardır. İnsan bedenindeki her hücrenin kendine göre bir doğal frekansı vardır. Aynı şekilde, her hastalığın, her bakterinin , her virüsün de doğal frekansı vardır. Her hücreyi kendi doğal frekansına döndürmek, bedeni sağlığa kavuşturur. Bedenin frekansıyla çatışan, onu bloke eden dalga boyları ise hastalığa hatta ölüme  neden olabilir. Yalnız maddî/fiziksel şeylerin değil, duyguların, düşüncelerin, isteklerin, ilişkilerin, filmlerin, kitapların, dokümanların, toplumsal konuların ve bireysel bilincimizin de frekansı vardır.

Amerikalı Bilim Adamı Dr. David Hawkins , ( 1927-2012) frekanslar , frekansların bilinç düzeylerinde etkisi , ilişkisi üzerine binlerce araştırma yapmış ve ortaya Hawkins bilinç haritası denen Tabloyu çıkarmıştır. Yaptığı deneylerde , yüksek frekanslı duygu ve düşüncelerin ; düşük frekanslı olanlardan daha güçlü ve etkili olduğunu . En yüksek frekansa ulaşmış bir bilincin düşük frekanslı 70 milyon bilinci dengelediğini klinik olarak kanıtlamış ve Power vs Force - An Anatomy ofConsciousness ( Güç Kuvvete Karşı – Bilincin Anatomisi ) Kitabında detaylı olarak anlatmış

Bilinç Haritası
İlahi
Dünyevi
Seviye

Ölçüm Sonucu
Duygu
Süreç
Kendi
Var olmak
Aydınlanma
700-1000
Tarifsiz
Saf bilinç
Bütün
Mükemmel
Huzur
600
Mutluluk
Aydınlanma
Bir
Tam
Neşe
540
Sükûnet
Değişim
Seven
İyi
Sevgi
500
Saygı
Esinlenme
Bilge
Anlamlı
Mantık
400
Anlayış
Soyutluk
Merhametli
Uyumlu
Kabul
350
Affetme
Aşma
İlham verici
Umutlu
İstekli
310
Optimist
Niyet
İmkan veren
Doyurucu
Nötr
250
Güven
Bırakma
İzin veren
Yapılabilir
Cesaret
200
Olumlama
Güç kazanma
Kayıtsız
Talepkar
Gurur
175
Küçümseme
Şişinme
İntikamcı
Düşmanca
Öfke
150
Nefret
Saldırganlık
Reddetme
Hayal kırıklığı
İhtiras
125
Muhtaç
Kölelik
Cezalandırıcı
Korkunç
Korku
100
Anksiyete
Vazgeçme
Kibirli
Trajik
Keder
75
Pişmanlık
Umutsuzluk
Kınayan
Umutsuz
Hissiz
50
Çaresiz
Hareketsiz
Kindar
Şeytani
Suçluluk
30
Suçlama
Yıkım
Horgören
Zavallı
Utanç
20
Aşağılanma
Yok oluş

Yapılan araştırmalardan kritik seviyenin 200-cesaret olduğu, ölçümü 200 un altında çıkan duyguların düşüncelerin, durumların kişiyi ve çevresini zayıflattığı , yorduğunu, aşağıya çektiğini ortaya çıkartmış.
Bir başka ilginç bulguysa , yüksek bilinç frekanslarının şaşırtıcı sayıda düşük frekansı dengelediği yönünde . Bireylerden herhangi birinin bilinç frekansı yükseldiğinde , çok sayıda düşük frekanslı bilinci etkileyip dengeleme imkanı olması .


Tablo şöyle :
300 seviyesindeki bir kişi 200’ün altındaki 90.000 kişiyi,
400 seviyesindeki bir kişi 200’ün altındaki 400.000 kişiyi,
500 seviyesindeki bir kişi 200’ün altındaki 750.000kişiyi,
600 seviyesindeki bir kişi 200’ün altındaki 10 milyon kişiyi,
700 seviyesindeki bir kişi ise 200’ün altındaki 70 milyon kişiyi dengelediği görülmüş.

Yapılan araştırmalar ve sonuç teyitleri yıllar sürmüş ve yüzbinlerce denek üzerinde çalışılmış .
Hawkins, insanlığın %85’inin 200’ün altında titreştiğini, son dönemde insanlığın ortalama farkındalık seviyesinin 204’e ulaştığını, yani negatif-pozitif sınırını aştığını, ancak insanın anlamlı bir şekilde tatmininin 250’nin altında gerçekleşemediğini yazmaktadır. Bireyler gibi, toplumların ve kültürlerin, ülkelerin, coğrafyaların  da titreşim seviyeleri vardır. Bu titreşimler , o alanda yaşayan insanlar, bitkiler , toprak, hava, eşyalar,binalar  vs tarafından oluştulmaktadır. 200’ün altındaki enerji alanları, açlık, kıtlık ve hastalıkların çok yaşandığı, cahillik ve işsizliğin çok olduğu, ilkel şartlara sahip ortamlardır. Tatmin edici bir yaşam 250 lerde başlamaktadır. 300’lerde teknolojik ve ekonomik olarak çok gelişmiş bir toplum mümkün olmakta, 400’lerde ise yüksek bir eğitim, bilgi, kültür ve sanat seviyesi yaşanacaktır.  500, başka bir büyük sıçramanın gerçekleştiği bir eşiktir. 500’lerin sonlarında toplum artık spiritüel bir toplum haline gelmektedir. 600, bütün topluma şefkat ve sevginin hâkim olduğu, bütün eylemleri sevginin yönlendirdiği bir seviyedir.

Şimdi tablonun 200 ün altında kalan ve 200 ün üstünde kalan kısımlarına tekrar göz atalım . Sonra dönüp içimize, düşüncelerimize, sözlerimize, dualarımıza bakalım . Biz acaba bu tablonun neresindeyiz. Yaşadığımız yeri, mahalleyi, kenti, ülkeyi, dünyayı iyileştirmek için bizim üzerimize düşen nedir ? 

Begüm Karace
Kaynak : Power vs Force 
Dr. David Hawkins


Kaynak: http://www.iyilikmerkezi.com/144-makale-Kendi-Frekansimizi-Yukselterek-Iyilestirmek-.html

24 Ekim 2016 Pazartesi

Dinlerin Yaratilisi

"Dinler Karanlik Tarafindan Olusturuldu. Mezhepler gercek degildir" Gelen bu yeni bilgiyi daha once gelen bilgilerle de birlestirip yazdim. Bu yaziya baslamadan once Kuran'la ilgili su gelen bilgiyi de belirteyim  ki yanlis anlasilmalar olmasin." Kuran'daki bilgilerin cogu dogrudur" cumlesini iki yil once almistim mesaj olarak. Cogunun dogru olmasi demek; icinde eklemeler ve insan yapimi degisimler oldugu olasiligini karsimiza cikarir. Tam da burada akil devreye girer ve hangisi dogru, hangisi yanlis...bulmak, bize duser. Kuran'daki bilgiler din olusturmak icin degil aydinlanmak icin gonderilmis bilgilerdir. Bu durumda Kuran bir din kitabi degil bilgi kitabidir.

Dinler, karanlik tarafindan; insanlari dusuk frekansta, uykuda tutup ve kontrol etmek amaciyla yaratilmis. Peygamberler gercekten rehberlik icin gelmisler ve ayni yerden gonderilmisler. Onlar sevgiyle gelen bilgiye kanallik etmisler, sevgiyi ve Bir'ligi ogretmeye calismislar. Hic birisi de yasarken bir din kitabi olusturmamis. Getirdikleri ogretileri din kurmak icin getirdiklerini de soylememis. Ama onlar oldukten sonra malum guc odaklari tarafindan, gelen bilgilerin bir kismi kullanilmis, bir kismi yakilmis yada saklanmis.

Kullandiklari bilgiyi ise kendi amaclarina hizmet edecek sekilde; icine tarih bilgisi serpistirip, bir cok tekrarlara yer verip, korku ve cezalandirmayi da ekleyip din kitaplari diye yaymislar. Sevgi frekansidan gelen bu guzel bilgiler; negatif perdeleme ile karanlik ellerde korku ve kontrol mekanizmasina donusmus. Boylece insanlari; Tanri sevgisini kullanarak kontrol altinda tutmuslar. Zamanla bununla da yetinmeyip, mezhepleri de dine sokmuslar. Boylece yarattiklari farkli dinleri kendi iclerinde de bolerek bir ayristirma baslatilmislar. Hep bolmeye yonelik bir sistem uygulamislar. Parcala, bol ve yonet mekanizmasini burada da ustaca isletip; insanlarin sevgi icinde "Bir" olmalarini engellemisler. Sevgi ve baris odakli olmasi gereken peygamber ogretilerini korku ve siddet salan dinlere donusturmusler. Sonuc..malum..

Islamiyet dahil tum dinler ayni kuresel malum cetenin o zamanki uzantilari tarafindan organize edilmis. Ozellikle islamiyetin din olarak paketlenisi sirasinda buna on ayak olan Araplarin da hem maddi hem manevi bir cok cikari olmus. Arap ekonomisini guclendirmek icin yapilan Hac vazifesinin gercek amaci iyice sorgulanmalidir.. Nefsini bilen Allahi bilir. Nefsini omuzuna alip bin kere Arap'i zengin etmek icin Hacca gitsenizde size bir faydasi yoktur. Muhim olan insan olmaktir. Sizin Hacciniz kalbinizdir. Oraya inin..Aradiginiz tam da oradadir.. (Baska zamanda gelen bilgi)

Karanlik taraf; en cok islamiyeti hedef almis. Aydinlanmanin onune gecmek icin Islamin icine sonradan uydurma hadisler ve peygamber sunneti adi altinda bir suru yalan dolan ve korku tohumlari ekmis. Oyleki kadinlarla erkek iliskisini en ince ayrintisina kadar anlatan Kuran kitabi; ne hikmetse su anda islamiyetin en onemli sartlarindan biri olarak kabul edilen namazin; farz olup olmadigi ve nasil kilinip, hangi dualarla yapilacagi acikca belirtmemis.

Oysa su ayetlerde Kuran'da herseyin acikca tum detaylariyla anlatildigi belirtilmistir:
"Andolsun, biz bu Kur’an’da insanlar için her türlü misali değişik şekillerde açıkladık. Fakat insan tartışmaya her şeyden daha çok düşkündür. (Kehf 54)"

"Ey Muhammed!) Her ümmetin kendi içinden üzerlerine bir şahit göndereceğimiz, seni de onların üzerine bir şahit olarak getireceğimiz günü düşün. Sana bu kitabı; her şey için bir açıklama, doğru yolu gösteren bir rehber, bir rahmet ve müslümanlar için bir müjde olarak indirdik.(Nahl 89)"

O halde neden namaz bilgisi eksiktir? Nasil kilinacagi ve hangi dualarin okunacagini kim belirlemis ve neye gore belirlemistir?..Sorgulayin lutfen..."

Bu kuresel cetenin kurdugu duzenin mukemmel isleyisi sayesinde siradan halk, inanclari uzerinden maddi manevi somurulerek karanliga itilmis ama kendileri ise guclerine guc katmislar, dunyanin en zenginleri olmuslar. Korku ve somuru sistemini kuranlar ise hep ayni aileler..O zamandan gunumuze hersey degismis ama gucun sahipleri hic degismemis. Babadan ogula saltanatlik devam etmis. Son yillarda islama, bir de teroru soktular. Artik bircok dizi veya sinema filminin konusu islam teroru. Bilincler, islam terordur kodlamasiyla yetistiriliyor.

Iste bu kontrol mekanizmasi artik coktu. Korku ile doldurduklari din kitaplari artik uyanan insanlarca sorgulaniyor. Gercekler ile yalanlar tek tek ayrisiyor. Bilincler kendi kendine aciliyor ve sahip olduklari realite ile sistemin sundugu korku realitesi celisiyor. Bu yuzden de insanlar ister istemez ne dogru ne yanlis, arastirip gercege ulasiyorlar. Bu uyanan insanlara, burada ne sunarsaniz sunun..arka planda baska bir gerceklik oldugunu anlamazsaniz kaybedersiniz....Astral yasam gercekligi...

Simdi kullanim suresi dolmus, eski enerjiyle beslenen bu somurucu, curumus sistemi birileri ulkemizde de kurmaya calisiyor. Hem de yeni enerjiyle uyanisa gecmis; ileride Dunya'nin aydinlanma merkezi olacak olan bir ulkede.....

Yeni kapilari eski anahtarla acmaya calisiyorlar....Bir anlayabilseler yeni kapiya yeni anahtar lazim olacagini...Ama nerdeee..kafa eski, anahtar eski, kapi yeni..gir de iceri gorelim...

Gunes bir kere daha Anadolu'dan dogacak. (Baska bir gunde gelen mesajdi.)

Ya isiga aitsiniz ya karanliga...


Sevgiler!

Aasmaestefan@gmail.com