9 Haziran 2017 Cuma

Enerji Merkezlerimiz Olan Cakralarin Sagligimiza Etkisi

Aslinda bizim cok cakramiz var ama oncelikle fizik bedenimizi besleyen yedi cakramizi iyi tanimamiz gerekiyor. Bu yedi cakra bedenimiz uzerindeki enerji noktalaridir, vortexlerimizdir. Kalp cakrasi merkezdir. Kalpin altinda uc tane cakramiz vardir. Bunlar; kok cakra, Sacral(cinsel) cakra ve solar plexus dedigimiz mide cakrasidir. Kalbin ust tarafinda ise; bogaz cakrasi, ucuncu goz cakrasi ve tepe cakrasi vardir. Butun bu yedi cakramiz eger saglikli bir sekilde enerji akisi yapiyorsa bizler daha saglikli oluyoruz ve ayni zamanda da astral yasamimizda daha aktif hale geliyoruz. Cakralarimizin dengeli calismasi sonucu, astral yolculuklar icin gereken enerjiyi depoluyoruz. Bu enerji kalp cakramizi pervane gibi dondurerek astral alemlere ucusumuzu sagliyor.

Bence bizler, butun cakralarimizi ve etkilerini yasamimiz boyunca deneyimleyerek buyuyoruz. Her bir cakranin olumlu ve olumsuz etkilerini yasayip, kademe kademe yukseliyoruz. Eger sagliksiz isleyen bir cakramiz varsa, o alanin enerjisinden beslenemedigimiz icin bedenimizde ve gunluk yasamimizda sorunlar olusmaya basliyor.

Simdi bedenimiz uzerindeki yedi enerji noktasini yakindan taniyalim:


1-Kok Cakra
Omurgamizin en dip kismidir. Kok kismi oldugu icin bu cakraya kok cakra denir. Kok cakra bizi topraga baglayan cakradir ve rengi kirmizidir. Bizi hapseden butun bagimliliklarimiz bu cakranin tikanmasiyla olsur. Kok cakrasindaki blokaj yada sorunlar; korku, siddet, hirs, kizginlik, guvensizlik, sismanlik ve tukenmislik durumlarini tetikler.

Belli frekanstaki muziklerle kok cakradaki tikaniklik giderilebilir. Dengelenme olduktan sonra fizik dunyaya bizi baglayan dusuk titresimli tum etkenler azalir ve sonlanmaya baslar. Ozgurlugumuzu kisitlayan bagimliliklarimiz biter. Hayatla barisik, yasamayi seven, korkularindan arinmis ve kendine guvenen insanlar oluruz.
Etkiledigi Organlar: Omurga, sinir sistemi, kan ve hucre yapimi, ince ve kalin bagirsaklar, bosaltim sistemi, bacaklar, ayaklar, kemikler ve disler... Kok cakradaki tikaniklik, saydigimiz tum bu organlarda sorunlar yasamamiza sebep olur.Ozellikle de bagirsaklarda, bobreklerde, bacaklarda ve ayaklarda...
Urettigi Hormonlar: Adrenalin ve noradrenalin ureten bobrek ustu salgi bezlerini etkiler. Adrenalin bagisiklik sisteminin ve bobreklerin islevlerini yonetir. Seker metabolizmasinin dengesi, stress ve vucut enfeksiyonlarindan sorumludur.

Kok cakrasinin rengi kirmizi oldugu icin haliyle kirmizi, dusuk titresimi olan bir renktir ve o renk bir elbise giydigimiz zaman, auramiz o rengin dusuk titresiminden etkilenecektir. Bu yuzden gunluk hayatimizda kullandigimiz renklerin secimi cok onemlidir.


2-Cinsel Cakra (Sacral Cakra)
Gobegin alt kismindaki cakradir rengi turuncudur. Cinselligi ve uremeyi etkiler. Kundalini aktivasyonu basladiginda beden uzerinde en cok etki bu cakrada hissedilir. Duygularimizi, beden isimizi ve sinir sistemimizi de etkiler. Bu cakra, turuncu renkle ayni frekansi tasir.
Etkiledigi Organlar: Cinsel organlar, dalak, bagirsaklar, bosaltim ve gobek bolgesi.
Etkiledigi Hormonlar: Ostrojen ve testosterone ureten salgi bezleri.
Etkiledigi Hisler: iliskilerinde mutlulugu, cinselliginde dogalligi yasayan, tabularindan kurtulmus ve sevdiklerine guvenen insanlar olmamizi saglar.


3-Solar Plexus (Mide Cakrasi)
Gobek deliginin hemen ustundedir. Heyecan, nese, kizginlik duygularini ve yeme-icmeyi yonetir. Kundalinimiz aktifken bu cakrada nabiz atisi gibi bir hareketlenme hissedilebilir. Bu cakradaki tikanlik insanlarda ulseri, nefret duygusunu, korkuyu, seker hastaligini ve beslenme sorunlarini tetikler.
Etkiledigi Hisler: Dengelenmis bir cakra ile kendimize guvenen ve guclu, kararli insanlar oluruz. Tikanikligi ise sucluluk ve guvensizlik duygularini tetikleyecektir.
Etkiledigi Organlar: Gozler, mide, sindirim, yemek borusu, karaciger, pancreas ve oniki parmak bagirsagi.
Etkiledigi Hormonlar: Ensulin ve pankreatin ureten salgi bezleri.

Mide cakrasi sorunlu olanlar, bu cakrayi sifaladiktan sonra; beslenme sekli ve agiz tadlari degisir. Yillardir yedigi yiyecekleri birakip hic yemedigi seylere artik yonelebilirler. Ozellikle uyanma esiginde olanlar mide cakrasinin dengede calismasiyla beraber genelde et yemeyi birakabilirler. Ya da aniden vegeteryan olmaya karar verebilirler.


4- Kalp cakrasi
Rengi yesildir. Kalp alanimizdadir. Herseyin merkezidir. Kaynaga baglidir. yaraticiligimizi besler ve kosulsuz sevginin mekanidir. Dengeli calistiginda evrenle butunlesiriz. Bencillikten cikar, 'butunu' ve 'Bir' olmayi hedefleriz. Dengesiz calistiginda ise; kalp rahatsizliklari, akciger rahatsizliklari, tansiyon ve psikolojik sorunlar hissedilebilir.

Etkiledigi Hisler: Dengede bir kalp cakrasi; insan iliskilerinde gercek sevgiyi kesfeden, hayati kosulsuz bir askla yasayan, guvenle sevildiginden emin insanlar olmamizi saglar. Tikaniklik durumunda ise; hayatimiz kiskanclik, ofke, acilar ve kirilganlik duygulariyla bloke olacaktir.
Etkiledigi Organlar: Kalp, gogus, akcigerler, nefes borusu, burun, solunum yollari ve dolasim sistemi.
Etkiledigi Hormonlar: Timus ureten salgi bezini etkiler.


5- Bogaz cakrasi:
Boynumuzun alt kismindadir. Rengi mavidir. Sozel Iletisimi ve insanlarla etkilesimi etkiler. Dengeli calistiginda duygularimizi cok guzel ifade edebiliriz, sozlerimiz cok etkili olur. Konusmaya basladigimizda insanlar huzurla dinlerler. Sozlerimiz en etkili silahimiz olur. Bogaz cakrasinin tikanikligi durumunda ise; bogaz agrisi ve hastaliklari, tiroid sorunlari, konusma problemleri, ses tonu bozuklugu ve bogazda yumru gibi bir tikaniklik hissi olusabilir. Duygularimizi sozel olarak ifade edemeyiz. Utangac ve guvensiz oluruz.

Etkiledigi Hisler: iletisimde durust oluruz. Hayatin gerceklerinin farkinda, yalan soylemekten uzak insanlar oluruz. Tikaniklik olmasi halinde hayatimiz; pismanliklar, yalanlar, vicdan azabi ve itiraf edemedigimiz duygularla bloke olacaktir. Bogaz cakrasindaki sorunlar giderildiginde hem sesimiz hem de konusma seklimiz degisir.
Etkiledigi Organlar: Bogaz, ses telleri, agiz, cene, disler, kulaklar, ense, omuzlar ve cigerler.
Etkiledigi Hormonlar: Tiroxin ureten tiroid salgi bezi.


6-Ucuncu goz cakrasi
Alinda iki kas arasindadir. Rengi civit mavisidir. Hipofiz bezinin calismasiyla acilir  ve renklenir. Gunes isigi ve Ay isigindan cok etkilenir. Etkin maddesi DMT 'dir. Bu maddeyi vucudumuz uretebildigi gibi disardan da alinabilmektedir. Ucuncu goz bizim diger boyutlara acilan yildiz kapimizdir. Ruhumuzun gozudur. Dunyanin akasasina buradan goruntulu olarak ulasabiliriz. Ucuncu gozu aktif olan insanlarin sezgileri cok guclu olur. Vizyonlar, durugoruler alir, kanallik yapabilirler. Ruyalari, direk akasadan cekebilirler. Bilincleri buyur, farkindaliklari gelisir. Ucuncu goz tikanikligi, gorme sorunlari, bas agrilari, dikkat eksikligi, dusuk farkindalik ve kabus dolu uykular gecirebilirler.

Etkiledigi Hisler: Dengeli bir ucuncu goz; altinci hissi kuvvetli, hayatin saklanmis yuzunu gorebilen, algi kapilari acilmis insanlar olmamizi saglar. Tikanlik durumunda hayatimiz; ilizyonlar, aldatmaca ve sahte duygularla bloke olacaktir.
Etkiledigi Organlar: Beyin ve beyincik, sinir sistemi, kulaklar, gozler, burun, yuzumuz.
Etkiledigi Hormonlar: Melatonin ureten epifiz salgi bezini etkiler.

7. Tac cakra
Basimizin ustundedir. Rengi mordur. Sonsuz bilinc alanina giris kapisidir. Bu cakranin aktif olmasiyla beraber, ucuncu boyuta ait realiteden kopmaya baslariz. Madde formundaki hersey bizdeki etkisini yitirir. Sinirli inanc ve dusunce sistemlerinin etkisinden cikariz. Ozellikle dinlerle ilgili, kontrol mekanizmalari ile ilgili gercekleri daha iyi kavrariz. Butune, kaynaga ait oldugumuzun bilinciyle hareket eder ve sonsuz sevgi besleriz. Maneviyatimiz madde hayatimizdan daha guclu olur ve gelis amacimizi anlamaya baslariz.

Bu cakranin tikanikligi durumunda insanlarin sezgileri korelir, ruhsal bunalimdaymis gibi hissederler, Kaynakla baglantilari kesilmis oldugu icin kendini bir yere ait degilmis gibi hissetme, anlasilamama ve icine kapanip herseyden uzaklasma durumu yasayabilirler.

Etkiledigi Hisler: Aktif olmasi durumunda; evrensel baris enerjisiyle bag kurabilen, herseyin insanin vicdaninda sakli oldugunu kesfeden kisiler oluruz. Tikaniklik durumunda hayatimiz; egoistlik, bencillik, kendini begenmislik ve kibir duygulariyla bloke olacaktir.
Etkiledigi Organlar: Beyin, beyin zari, loblar.
Etkiledigi Hormonlar: Vucuttaki tum hormonlari tetikleyen hipofiz salgi bezini etkiler.


Sanatci Gokhan Kirdar, her cakranin kendi frekansina uygun muziklerle, o alandaki tikanikliklari ve sebep olduklari rahatsizliklari tedavi eden calismalar yapiyor. Bu calismalari grup olarak yaptigi gibi isteyenler icin bireysel olarak da yapiyor. Hatta cocuklar ve bebekler icin ayri tedavi muzikleri hazirliyor su an. Yukarida yazdigim saglik sorunlarindan yasayanlar varsa, Gokhan bey'in muziklerini mutlaka denemeliler. Memnun kalacaklarindan eminim. Muzikler subliminalsiz, temiz ve guvenilirdir. Kendi uzerimde bizzat denedim. Hala da dinlemekteyim...


Gokhan Bey'le bireysel yada grup calismalari yapmak icin asagidaki iki adresten iletisim kurulabilir.
E-mail: info@oqofficial.com
https://www.facebook.com/groups/oqmusictherapy

Canli Muzikle Terapi Programi:

OQ-GÖKHAN KIRDAR 'SKYGEN' MÜZİK TERAPİ WORKSHOP-İSTANBUL
Bilgi ve rezervasyon için (info@oqofficial.com) resmi adresimize yazabilirsiniz lütfen. 100 kişilik salon kontenjanı olabilecek.
Yer: İstanbul - Hodjapasha Kültür Merkezi...
www.hodjapasha.com/tr/360-gezinti/

Tarih: 9 Temmuz Pazar (Dolunay)
Saat: 20.00 - 23.00
Aşk'la
OQLUB


Iletisim icin diger resmi linkler:
Official Links




Sevgiler!

Aasmaestefan@gmail.com

6 Haziran 2017 Salı

Dunya Nufusunu Azaltma Projesi - David Icke

Bir bilgisizlik, şaşkınlık ve akıl karşıklığı hali içindeki insanları kontrol altında tutmak için öne çıkarılan karşıklığın ve duman perdesinin aşılmasını sağlayan basit bazı temel kurallar var.
Dünya halkları aşırı bilgi yağmuru altında kalmış durumda. Tabii ki gerçek bilgi değil, sadece bilgi. 24 saat süren TV kanalları, radyo, gazeteler ve Internet insanlık tarihinde hiç görülmemiş boyutta bilgi akıtıyor. İnsanlar aşırı bilgi yorgunu olunca şalterleri kapanıyor.

İşte sistem bunu istiyor. Dizin sırası, önce bombardıman et, şakına çevir, sonra şalter kapansın. Ancak bazı sorular sorarsanız İllüminati planını bütün şeffaflığı ile görmek mümkün. İşte bu sorulardan birisi şöyle olabilir: Devlet, parası olmadığı için muazzam boyutlarda finansal kısıtlama yaparken, muazzam miktarlara mal olan birşeyler mi yapıyor?

Eğer cevap ‘evet’ ise, o zaman İllüminati planı yürürlükte demektir. En belirgin örnek, ‘savaş’tır. Bir ülkenin finansal koşulları ne kadar kötü olursa olsun, savaş için her zaman para bulunur. Evet, bunu yaparlar, çünkü devletler savaşa, halkın iyiliği için değil, İllüminati’nin çıkarı ve insanlar üzerinde ‘kitlesel kontrol’ dayatmak için girerler.

Finlandiya’da Lapland bölgesinin eski Sağlık Bakanı Dr. Rauni Kilde’den domuz gribi hakkında çok cesur açıklama. Domuz gribi aşısının bir aldatmaca olduğunu söyleyen Dr. Kilde, “Bu aşı ile mümkün olduğunca dünya nüfusunun çoğu öldürülmek isteniyor, bu nedenle önce küçük çocuklara ve hamile kadınlara uygulanması öneriliyor” dedi. Bu düşüncenin eski ABD Başkanlarından Henry Kissinger’e ait olduğunu söyleyen Dr. Kilde, 14-15 Mayıs 2009 tarihinde yapılan Bilderberg toplantısında bu kararın alındığını belirtti.

Dr. Kilde, bir televizyona yaptığı açıklamasında, “ABD, hiçbir maddi kayıp yaşamadan hatta milyarlarca dolar kazanarak dünya nüfusunu üçte iki oranında azaltmayı hedeflemektedir” diye konuştu.
Dünya Sağlık Örgütü’ne domuz gribinin ölümcül bir salgın olduğu yönünde beyanda bulunması için baskı yaptıklarını belirten Rauni Kilde, “Böylece aşıyı tercihli değil zorunlu yapmak istiyorlardı. Özellikle hamile kadınların ve çocukların ilk önce aşı ile zorunlu tutulması gelecek nesilleri hedeflediğini göstermektedir” açıklamasında bulundu.


Finlandiya hükümetinin sınıflandırmayı kabul etmediğini ve aşının zorunluluğunu kaldırmak için, hastalığın derecesini normal olarak gösterdiğini ifade eden Kilde sözlerini şöyle sürdürdü; “Hiç kimse aşının bir yıl, beş yıl ya da 20 yıl sonra ne gibi etkilerinin olacağını bilmiyor: Mutlak kısırlık mı? Kanser mi? Ya da ölümcül herhangi bir hastalık mı?”
Dr. Rauni Kilde, “Amerikan yönetimi ileride bundan dolayı doğacak herhangi bir sıkıntıdan dolayı ilaç şirketlerine bir sorumluluk yüklenmemesi için şimdiden önlemini aldı ve onları tüm sorumluluklardan muaf tuttu. Bu bile işin ciddiyetini göstermeye yeter” dedi.

Sizlere konumuzla alakalı farklı bir örnek daha vereyim Enerji tasarrufu sağlayan ampuller var ya, işte bu ampüller görünüşte enerji tasarrufu sağlarlar ama insan sağlığına tehlikesinden hiçbir resmi ve özel kurum bahsetmez… Bunlar yasal olarak zorunlu kılınıyor. Ampul kırıldığı zaman içindeki son derece zehirli cıva havaya yayılıyor. Her gün milyonlarca ampulün çöpe atıldığı düşünülecek olursa, bilim adamlarının da teyit ettiği üzere, havaya son derece zararlı radyasyon ve kimyasallar yayılıyor.
Evimizde, çalıştığımız iş yerinde; bu ampullerin kullanıldığı her yerde bizi radyasyona ve zehirli kimyasallara maruz bırakmak için yapıyorlar. Biliyorum çoğu insan için bunlara inanmak oldukça zor, ama anlatılanlar gerçek dostlar, bu kirli işleri, kitle katliamı şeklinde değil, aksine gizli ama yavaş yavaş insan sağlığına zararlı, tehlikeli kimyasal maddelerle ve biyolojik virüslere maruz bırakmak suretiyle yapıyorlar…

İşte bu ‘yeşil’ ve sözde tasarruf sağlayan ampuller de bu planın bir parçası olarak sürekli olarak insanlara günlük radyasyon sağlayan diğer kaynaklara ilave edildi. Diğer kaynaklar da malum; cep telefonları ve baz istasyoları, bilgisayarlar, kablosuz erişim, beden tarayıcıları, X ışınlarının aşırı kullanımı, hastanelerdeki tarayıcılar, radyasyonlu yiyecekler, mikro dalga fırınlar, nükleer santral felaketleri, dünyanın farklı yerlerindeki savaşlarda atılan bombalardaki seyreltilmiş uranyum ve siz söyleyin daha nicesi var…

Haarp teknolojisinin iyonosferde açtığı delikler yüzünden, Dünyanın doğal savunma mekanizması kozmik radyasyonu bloke edemiyor. Japonya’daki Fukushima felaketinin bir ‘kaza’ olmadığını gösterecek kanıtlar çoğalmaya başladı. Fukushima’nın hala atmosfere yaymakta olduğu muazzam miktardaki radyasyon, hava ve su yoluyla tüm dünyaya yayılıyor. Bu yayılım, 1986 yılında Ukrayna Kiev’deki Çernobil faciasından daha vahim boyutlarda. Japonya’nın kendisi zaten mahvoldu…
Amaç ne mi? Yeryüzündeki insan nufusunu kendi kontrol edecekleri ideal bir seviyeye getirmek. Bunun için nüfusun azaltılması programına, genetiği değiştirilmiş gıdalar, tarım ilaçları, hormonlu etler, antibiyotikler, ilaç karteşinin ürettiği ilaçlar, yaşlılara tıbbı tedavi uygulamalarının azaltılması, chemtrails/uçaklardan püskürtülen zehirli metaller uzun listeden sadece bir kaçı. Ayrıca aşılar var. Kitle katliamı için insanların bağışıklık sistemi tam hedef alınmış durumda. Hedef kitle, insan bedeninin doğal savunma mekanizması baskılanmak suretiyle sayısız sağlık problemine maruz bırakılıyor…

Bunu yapmanın daha iyi bir yolu var; çocuklarımız daha iki yaşına gelmeden teker teker ya da karma halinde halen gelişmekte olan bağışıklık sistemine zehir dolu saçmalıklar aşı enjekte ediliyor. Tabii o zaman da çocuk, bedeninin, insan bedeni için tasarlanmış olan muhteşem savunma sistemine bir türlü doğal sağlığına kavuşamıyor.


‘Bay Aşı’yı tanıyor musunuz? Kendisi çok tanıdık biri, evet Bill Gates bahsediyorum oldu. Biliyorsunuz, insan yapısı iklim değişikliği konusundaki saçmalıkla için de hem büyük paralar, hem de büyük çaba harcadı. Çok paranızın olması için çok bilgili ve akıllı olmanız gerekmeyebiliyor. Pardon bir de Donal Trump var. Başka bir diyeceğim yok…

Bill ve Melinda Gates Vakfı, ‘3. Dünya Ülkeleri’ndeki aşı kampanyaları için milyarlarca dolar bağışlıyor, ama tabii ki bunun büyük bir bölümü, ‘elit soy’ aileleri bireylerinden Warren Buffet’ten geliyor. Gates, bu hafta Londra’da ‘Global Alliance for Vaccines and Immunisation/GAVI/Aşı ve Bağışıklık için Global Birlik’ tarafından organize edilmiş olan fon geliştirme konferansına katıldı.
Aslında GAVI’nin ana finans kaynağı Gates Vakfı, ama Başbakan David Cameron İngiliz vergi mükelleflerinin paralarından topladığı 814 milyon İngiliz Pound’unu yoksul ülkelerdeki çocukların aşılanması için bağışlamaya karar verdi.

Dediğine göre 80 milyon çocuğun aşılanması ile 1.4 milyon hayat kurtulacakmış. “Bu beş yılda her iki saniyede bir çocuğun aşılanması demek oluyor. Her iki dakikada bir çocuğun hayatı kurtulacak.” Demek İngiliz vergi mükelleflerinin koyduğu para bunu sağlayacak.
Denetleyicilerinin, kitlesel olarak nüfusu azaltma programları var. Bu ruh hastası ve ahlaksız soy aile şebekesinin insanların başına örmek istediği konuların en azını bile bilseniz, dünya olaylarına bir baktığınız zaman ortaya başka bir soru daha çıkıyor:
“Peki o zaman, neden kendi istedikleri bir şeyin zıddı gibi görünen bir şeyi başarmaya çalışıyor ve bunun için finans sağlıyorlar?”
Bu soruyu ne zaman sorsanız cevap hep aynı oluyor. Aslında istediklerini başarıyorlar, ama zorbalıklarını, şekerle kaplayarak satıyorlar! Bu durumda, neden ‘Kabal’ın ölmesini istediği çocukların hayatını kurtarmak istesinler ki! Cevap: Aşı programları, hayat kurtarmak için değil, yok etmek için planlandı da ondan! GAVI/ Aşı ve Bağışıklık için Global Birlik’, bazı aşina isimlerin ‘Birlik’i…
Dünya Sağlık Örgütü(WHO), Birleşmiş Milletler Çocuk Fonu (UNICEF), Dünya Bankası Grubu, Bill ve Melinde Gates Vakfı, bağış yapan ülkelerin hükümetleri, gelişmekte olan ülkelerin hükümetleri, aşı endüstrisi, Araştırma ve Teknik Sağlık Endüstrisi, sivil toplum kuruluşları/örgütleri ve ‘bağımsız’ bireyler.
GAVI, 2000’de İsviçre, Davos’taki Dünya Ekonomik Forumu’nun toplantısında kurulmuş. Bunlar Bilderberg Grubu’ndaki aynı kişiler. Biliyorsunuz, hani şu kitlesel olarak insan nüfusunu azaltmak isteyen grup.
Bilderberg’ci Bill Gates, Norveç’in Bilderberg’ci Başbakanı Jens Stoltenberg ile görüşmeye gittikten kısa bir süre sonra Norveç’de, GAVI’nin hedef ülkelerdeki aşı kampanyaları için, Norveç’in bağışlarını iki katına çıkaracağı ilan edildi.
Norveç, ‘yoksul ülkelerdeki çocukların hayatlarını kurtarmak için’ aşı programında Bill Gates ve İngiltere ile birlikte yakın temas içerisinde çalışıyor. Norveç Prensi, İsviçre’deki Bilderberg konferansından döndükten sonra bunu duyduğuna çok memnun olmuş olmalı… Aslında gerçeği suratımıza çarpıyorlar, ama bunu ancak neye bakmamız gerektiğini bilirsek görebiliriz.
Plan 21 ile de durum aynı. Bu da 1992’de Brezilya, Rio de Janeiro’daki B.M. Çevre ve Kalkınma Konferansı’nda kuruldu. Konferansın başkanı, petrol zengini, Kanadalı bir işadamı olan Maurice Strong idi. Bu kişi hayatı boyunca Rothschild ve Rockefeller ailelerine hizmet etmiştir.
Plan 21, Birleşmiş Milletler organizasyonlarının, belirli devletlerin ve ‘önemli’ grupların, global, ulusal ve lokal olarak her alanda, insanların çevreyi doğrudan etkilemelerine karşı gerçekleştirilecek olan bir eylem planıdır.
Plan 21, ‘koruma’ adı altında dünyanın her yanını çalıp, insanları serf ya da köle yapacak olan küresel faşist bir kontrol yapısının dayatılacağı bir ‘nüfusun azaltılması’ planıdır. Yeni bir sorunun zamanı geldi:
Olmuyorlar….Plan 21 soy aileler tarafından yaratılmış olup, onların kontrolündeki Birleşmiş Milletler’in çalışmasıdır. Dünyayı ele geçirme programının 40 bölümü vardır. Amaçlar şöyledir:
– Ulusal egemenliklere son verilecek,
– Toprak kaynakları, eko sistemler, çöller, ormanlar, dağlar, okyanuslar, içme suyu, tarım, şehircilik, biyoteknolojinin planlaması ve yönetimi devlete ait olacak, herkes eşit olarak köleleştirilecek,
– Finans kaynakları ve iş dünyasını devlet tayin edecek,
– Özel mülkiyet kaldırılacak,
– Aile birimi yeniden yapılandırılacak,
– Çocukları devlet yetiştirecek,
– İnsanların işlerini devlet belirleyecek,
– Seyahatlerde büyük kısıtlamalar yapılacak,
– İnsanlar için yerleşim bölgeleri oluşturulacak,
– İnsanlar yaşadıkları yerlerden ayrılmaya zorlanacak ve kitlesel yeniden yerleşim sağlanacak
– Eğitim kalitesi düşürülecek (bunu zaten başardılar)
Bütün bunlar dünya devleti/hükümetinin ‘global’ vatandaşlara ve ‘global’ köylere dikta dayatacağı sürecin habercileri. Çoklu seviyeli Kontrol Sistemi, insanları global, bölgesel, ulusal ve yerel seviyelerde bu şekilde yönetecek.
Plan 21’in, şimdi adı ‘Süreklilik için Lokal Hükümetler’olan Lokal Çevre Girişimleri için Uluslararası Komite’nin başkanı olan Harvey Rubin’e özel mülkiyet ve konuşma özgürlüğü, veAmerikan Anayasası’nın Hak ve Özgürlükler maddesi ile bağlantılı olarak özgürlükleri nasıl etkileyeceği sorusu sorulduğu zaman cevabı kısa olmuş: “Kollektif haklar söz konusu olduğu zaman bireyler arka koltuğa geçer”.

Geleceğin yetişkinleri olacak çocuklarımızın bu kabusta yaşamaya programlanıyorlar. Sahibi bu ‘Kabalist’ olan Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim, Kültür Organizasyonu (UNESCO), 2005-2015 dönemini, ‘ESD/Sürekli Gelişim İçin 10 Yıllık Eğitim Süreci’ olarak ilan etmiş bulunuyor.
Başka bir deyişle; çocuklarımız için kitlesel zihin programlaması operasyonu…
Bir belgede şöyle diyor: “ESD/Sürekli Gelişim için 10 Yıllık Eğitim Süreci ulaşılması zor ve karmaşık bir tahhüttür… Bu, hayatın her yönüne dokunur… herkesin değerlerini, davranışlarını ve sürdürülebilir bir gelecek ve pozitif bir sosyal değişim için gerekli olan hayat tarzını öğrenir…”
Dediğim gibi, çocuklarımız için tam bir zihin programlama operasyonu. Sistematik olarak eğitim kalitesinin düşürülmesinin bir sebebi de aşağıdaki bir başka ‘sürdürülebilirlik’ belgesinde özetleniyor:

Genellikle daha yüksek gelirli yüksek öğrenim görmüş kişiler, daha düşük geliri olan daha az eğitimli kişilere oranla, daha fazla kaynak kullanabiliyorlar. Bu durumda daha fazla eğitim, sürdürülebilirliğe olan tehdidi arttıyor.
Şeytani yapılar Plan 21’i destekledilerse mutlaka altında ölüm, yıkım ve kontrol vardır. Clinton, hiçbir politik ve halk görüşüne dayanmadan, ‘Başkanlık Emri’ ile Başkan’ın Sürdürülebilir Gelişim’ Konsey’ini kurdu. ‘Sürdürülebilir Gelişim’ terimi, klasik Orwell dili olup, belirli birşey gibi görünüp, aslında tamamen farklı birşey olmasıdır.

Süreklilik sağlamak için muhalif çevreye çeşitli zararlar verip yakıp yıkmayı anlarım, ama bunun arkasında olan kişiler faaliyetleri ile dünyayı mahvediyorlar. Plan 21 ise sürekli gelişim için değil, sürekli ‘kontrol’ sağlama ve kitlesel olarak nüfusu azaltma planı.
Uluslararası bağlayıcılığı olan Biyo-Çeşitlilik Anlaşması, Birleşmiş Milletler 1992 Dünya Zirvesi’nde bir ‘Rothschild-Rockefeller kuklası’ olan Maurice Strong’un başkanlığında yapıldı. Böylece ‘çevre komplosu’ o zamandan beri epeyce yol almış oldu.
Amaç kitlesel olarak nüfusun azaltılması ve geriye kalanlar üzerinde de en aşırı düzeyde kontrol sağlamak. Birleşmiş Milletler’in Küresel Biyo-Çeşitlilik Belirleme raporu, insan sayısının %85’inin azaltılmasını öneriyor. Sadece A.B.D.’nin sürdürülebilirlik planı haritasına bir bakınca bu uygulama için nüfusun azaltması ölçeğini anlamak mümkün…

Aaron Russo, Eddie Murphy’nin başrolü oynadığı ödüllü film ‘Trading Places’in yapımcısıydı. Ölmeden önce yıllarca insanları bu komploya karşı uyarmak istedi. 2007’de açık açık Rockefeller ailesinden Nick Rockefeller’in kendisine, nüfusun en az yarıya indirileceğini söylediğini açıklamıştı.
Obama yönetimi tarafından atanmış olan ‘bilim çarı’ John P. Holdren de bu çeteden. 1977’de yazarlarından birisi olduğu ‘Eko-Bilim’ adlı kitapta insan nüfusunun en fazla bir milyar olması gerektiğini, gıdalara ve içme suyuna müdahale edilerek kitlesel olarak nüfusun azaltılmasını, zorunlu kürtajı, gayrımeşru çocukları devletin almasını ve hamileliği önlemek için zorunlu bedensel implantlerin yapılmasını öneriyordu.

Esrarengiz Georgia Kitabeleri, A.B.D.’nin Georgia eyaletindeki Elbert beldesinde bulunan ve astrolojik olarak hizalanmış granit bir anıttır. Buna Amerika’nın ‘Stonehenge’i denir. (Stonehenge, İngiltere’nin güneyinde büyük taşlardan oluşan bir yapıt). Georgia kitabelerini 1979’da R.C.Christian takma adlı kişinin yazmakla görevlendirilmiş olduğu belirtilmektedir. Çeşitli dillerde yazılmış olup, gelecekteki dünya için 10 maddelik rehber niteliğindedir.

Bu 10 maddelik rehberde şöyle denmektedir: “İnsanlığı 500.000.000’un altında bir sayıda tutup doğa ile denge içersinde tutun. Sağlık ve çeşitliliği geliştirerek üremeyi akıllıca kontrol altına alın. Demek öyle? Peki bunu kim yapacak? Tabii ki Küresel Dünya Devleti!
Plan, ‘Plan 21’i, birkaç yıl içerisinde mümkün olduğu kadar çok geliştirmek. Zaten bu yüzden Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, 2011-2020 dönemini Birleşmiş Milletler Biyo-Çeşitliliğin On Yılı ilan etti. ‘Biyo-Çeşitlilik Strateji Planı’nın amaçlarının uygulanmasını geliştirip desteklemek için resmi olarak yapılıyor. Yani, benim burada anlattıklarımın hepsi geliştirilip destekleniyor. Hatta daha fazlası da var…

Şimdi İllüminati’nin sahneye koymuş olduğu ‘Büyük Plan’ının yeni bir aşamasındayız. İnsan toplumunda büyük değişiklikler yapılıyor ve milyarlarca insan uykudan uyanmazsa hepsi uygulanacak. Bunların gerçekleştiğine dair işaretler de var. Uyanışın hızlanıp önümüzdeki yıllarda daha hızlı bir şekilde genişlemesi lazım.
Yani bütün bunların kendiliğinden mucizevi bir şekilde yok olmasını beklemek gibi bir seçeneğimiz yok. Bütün bunlar, ancak biz gerçekleşmesine göz yummazsak gerçekleşmez dostlar…

Kaynak: David İcke

Asagidaki linkten alinti yapilmistir.
https://tasavvufvebilim.wordpress.com/2016/01/14/illuminati-ve-kuresel-kiyamet/#more-407

19 Mayıs 2017 Cuma

Aasma ile Röportaj


-Merhaba Hocam, bir kaç zamandır bu röportaj aklımdaydı beni kırmadığınız için çok teşekkür ederim.

-Rica ederim, asıl ben teşekkür ederim. Sorulara bir göz gezdirdim de, oldukça güzel hazırlanmış. Emeğinize sağlık. İsterseniz hemen başlayalım sorulara, çünkü biliyorsunuz zaman sorunumuz var.

-Tamam hocam.


1-ilk ne zaman ve nasıl bazı yetenekleriniz olduğunun farkına vardınız?

Çocukluğumda, başkalarının benim hakkımdaki konuşmalarını yanlarında olmasam bile duyardım. Ama o zaman neler olduğunu anlayacak durumda değildim. Sonra 90'li yıllarda, üçüncü gözümle tesadüfen tanıştım. Ne olduğunu bilmememe rağmen, açılan ekrandan bazı egosal sorgulamalar yapmıştım. Kendimin ve yakın arkadaşlarımın evlilikleriyle ilgiliydi. Hepsi yıllar sonrada olsa aynen çıktılar. Böylece ben üçüncü göz olayını araştırmaya başladım nedir diye. O zamanki bilgiyle bana onun kalp gözü olduğu söylenmişti. Yalnız yine bilgi aldığım kişilerin eksik bilgisi ve yanlış rehberlikleri yüzünden üçüncü gözümü kullanmayı bıraktım uzun süre. Ara sıra kendiliğinden açılıp birşeyler yansıtsada, gözlerimi açıp hep geleni geri ittim. Ancak 2014'te deki ani bir uyanıştan sonra bilinç seviyem çok değişti ve yaşadıklarımın gerçekte ne olduklarını anlayacak duruma geldim. Şimdiki bilincimle üç yıl önceki bilincimin arasında seviye olarak dağlar kadar fark var. Hala öğreniyorum hala büyüyorum. Çok şükür!

2-Yeteneğinizin farkına vardığınızda kendinizi özel bir kişilik olarak hissettiniz mi ve etrafınızla bunu paylaştınız mı?

Malesef evet. Egom kabardı. Kendimi özel sandım ve hissettiklerimi ailemle arkadaşlarımla paylaştım ama beni anlayacak pek kimse bulamadım. Sonra ınternet üzerinde arayışa geçtim. Kendim gibi insanları bulmaya başlayıp konuştum. Hiç tanımadığım insanlarla yaşadıklarımızı karşılaştırıyor ve ortak yanlarımızı buluyorduk. Bu da bana aslında özel biri olmadığımı, benim yaşadığım şeylerin herkeste olabilecek gelişmeler olduğunu öğretti. Şimdiki bilinçle tanımladığımızda, aslında yaşadıklarımın hepsi uyanışın belirtileriydi.

3-Bir misyonunuz olduğunu düşünüyor musunuz?

Evet düşünüyorum. Herkes hayata bir misyonla gelir. Bence benim görevim bilgi aktarmak. Rehberlik etmek. Ancak ben biraz ileri gidip insanları düzeltmeye çalıştım. Oysa bunu yapmamam gerekiyordu. Benim görevim onları düzeltmek olmamalı. Herkes kendisini bulmalı ve şifalamalı. Ben sadece bilgi verebilirim. Kapıyı gösterebilirim ama ordan içeri girmek yada girmemek onların seçimi olmalı.

4-Kötü eleştiriler geliyor mu size? Yani bilirsiniz bilimin kabul etmediği şeyler vardır ve bazen hakarete yönelen eleştirilerde yapılır ve bazı hastalık tanıları konur...

Başlangıçta çok oluyordu, ama artık insanlarında bilinçleri açıldığı için, negatif eleştiri çok az oluyor. Sadece henüz uyanamamış olanlar bazen anlayamıyor yazdıklarımı ve tepki gösteriyorlar. Bunu da normal görüyorum artık. Onlar da elbet birgün anlayacak duruma geleceklerdir. Yaşadığımız büyük dönüşüm ve uyanistan kimse kurtulamayacak..Herkes seviyesine göre değişecek, dönüşecek ve büyüyecek. Tek fark kimimiz ortaokul, lisede iken onlar henüz ana okuldan ilkokula geçiş yapacaklar.

5-Size gelen sorularda, soran kişinin o an neler düşündüğününde enerjisi geliyor mu? Nasıl karşılıyorsunuz?

Kesinlikle! İnsanların bilinç seviyeleri, enerjileri, kullandıkları sözlerde açığa çıkar. İçimizdeki neyse ağzımızdan da o çıkar. Bu yüzden gelen sorulardan veya yorumlardan o kişilerin bilinç seviyesini ve frekansını anlayabiliyorum. Ona göre hareket ediyorum. Henüz eski enerjiyle beslenen birisine yeni enerjiye ait bilgi verilirse tabiki anlayamaz. O yüzden ön analizi yapıp seviyelerine göre cevaplar yazıyorum.

6-Aldığınız vizyonlar dışında rüyalarda görüyor musunuz? ve çıkıyor mu?

Rüyaların ne olduğunu bildiğim için onları yorumlama safhasını çoktan geçtim ben. Rüya sandığımız şeyler aslında bizim başka bir boyutta enerji bedenimizle yaşadıklarımızdır. Ya da kendi akasamizdan izlediklerimizdir. Kimi zaman eş benlerimizin bilinciyle birlesip onların yaşamlarını izliyoruz, kimi zamanda kendimiz bizzat başka boyutlara gidip yaşıyoruz. Örneğin dün gece ben yaralı bir köpeği kurtardım. Bu rüyayı başkasına anlatsam hemen farklı farklı yorumlarda bulunacaklardır. Ama ben biliyorum ki o yaşadığım gerçekti ve o köpeği kurtardım. Bizler bilinçlendikçe astral yaşamlarımızı kontrol altında tutmayı ve fizik bedenimiz dinlenirken, enerji bedenimizle yararlı işler yapmayı öğreneceğiz.

7-Aile büyüklerinizdede böyle yetenekler olduğu konusunda bilginiz var mıdır?

Geçmişte var olduğunu biliyorum. Büyük büyük babam. Şimdi de iki aile üyesinde de benzer yetenekler açığa çıkıyor ama henüz bununla yüzleşmeye hazır değiller. Ancak yinede hatirlatayim. Benim yasadigim durum herkesin yasayacagi ve sahip olacagi seylerdir. Bana ozel degildir. Dna aktivasyonu ve beynin sag tarafini kullanmaya baslayan herkeste benzer seyler gorunecek. Cunku zaten hepimizde var olan seyler. Sadece ustleri ortulmus.

8-Türkiyedeki referandum sonucu dediğiniz gibi evet çıktı, peki bu her şeyin bir sonu mudur veya her şeyin bir başlangıcı mıdır?

Kalben 'Hayır' çıkmasını diledim ve öngördüm. Çünkü öyle olması gerekirdi. Herzamanki gibi müdahele ile oldu bittiye getirdiler. Daha öncede yazdığım gibi 'seçsis' olduğu sürece bunlar gitmez. Çünkü kalmak için gereken oy yüzdesini sabitleyip, bitiriyorlar seçimi..Aksinin olması için ülke genelinde muhalif tarafın en az yüzde 70'lerde olması lazım ki seçsisteki müdahele bile kurtaramasın onları.

Gelelim referandum sonucuna..Kasım 2016'da bir gece ekran sorgulamasında; 25 Nisan tarihli gazeteden referandumdan başkanlık sistemi için 'evet' çıktığını okuyordum. Cumhuriyetin sonu geldi diye üzüntüden ağlamaya başlayınca bazı mesajlar geldi ve endişelerim bitti. İşler ne kadar olumsuz gibi görünsede ben Ata'mızın ışığıyla beslenmiş insanların gücüne inanıyorum. Bizlerin en büyük hatası; ölmüş olan insanların yok olduğuna inanmamızdır. Oysa onlar beden denilen kısıtlayıcı elbiseyi bırakıp enerji bedenleriyle yaşamaya devam ediyorlar. Ata'miz dahil, ülke için canını vermiş tüm şehitler hala bu topraklarda yaşamaya devam ediyor ve perdenin öbür tarafından mücadele ediyorlar. Onların desteğine de çok güvenerekten..Insanların biraz daha sabretmelerini ve korkuya kapılmamalarını istiyorum. Korkularımız ve endişlerimiz sadece kötüleri besler ve basimizdan gidişlerini geciktirir.

9-1999 yılı hakkında ne düşünüyorsunuz 3 tane 9 yan yana...

Toplamı 1 yapar. 1 rakamı başlangıçtır. Yeni bir döngüye gecilecegini gösterir. Binlerce yıllık bir döngünün sonu ve yeni bir çağın başlamasi icin gereken buyuk uyanısa giriş yapılan yıldır. 2012 yili yeni dongunun basladigi yil olarak dusunuluyor ama esas ruhsal uyanis 1999-2000 yilinda basladi.

10-2019 cumhurbaşkanlığı seçimlerini nasıl değerlendiriyorsunuz? Eğer hayırcıların adayı kazanırsa evetçilerin tutumu nasıl olacaktır?

Eğer malum kişi o zamana kadar hala hayatta olursa, rakibi kim olursa olsun 'seçsisle' yine o kazanır. 2007'den beri ülkemizde yapılan tüm seçimler hile ile alınıyor. Bunu anlayamayıp hala normal bir seçim hayali kurmak hayalperestliktir. Ancak; kendi içlerinde hırs, para ve güç kavgalarının çok artacağını da gördüm. Hep yazdığım gibi bibirlerine düşmeye devam edecekler. Güç sarhoşluğu, şımarıklık ve fazla güven onları bitirecek. Bu öyle bir bitiş olacak ki, bir daha 'siyasi islam' diye bir şey olmayacak. Dini; para, güç ve siyasete alet edenler, islamiyete çok büyük bir zarar vermiştir. Yarattıkları 'siyasi islam' onların da dinler döneminin de sonunu getirecektir...ve öyledir..

11-Aldığınız ama söylemediğiniz kötü bilgiler var mıdır?

Çoook. İnsanların endişelenmesini istemediğim için yazmıyorum. Negatif tarafa güç taşımak istemiyorum. Ben aslında falcı, astrolog yada kahin değilim. Sadece üçüncü göz ekranım açıkken 'evrensel hazifa' dediğimiz akaşık kayıtlardan okuyup, izleyebildiklerimin bir kısmını insanlarla paylaşıyorum. Aklımda kaldığı kadarıyla tabiki..Okuma sırasında uykuya dalarsam sabah uyanınca çoğunu unutmuş oluyorum. Bu yüzden bazen gördüklerimi yazarken yorumlama hatası yapabiliyorum ve o zamanda yazdığım şey çıkmıyor.Dünya'nın başlangıcından beri üzerinde yaşanılan herşey onun hafızasına kayıt oluyor. Bizler de dünya anneye bağlı olduğumuz için, bu kayıtları ruh gözümüzle okuyup izleyebiliriz. Bu hepimizde olan bir yetenekdir. O gözümüz bizim doğal bir parçamızdır. Öbür tarafa acılan portalımızdır. Kullanmak hakkımızdır.

12-Kitap çıkarmayı düşünüyor musunuz?

Henüz değil. Hazır olduğumda belki düşünürüm.

13-Sizin gibi insanlar genelde inzivaya çekilir pek insanlarla konuşmaz vs vs siz neden bilgilerinizi paylaşma yolu seçtiniz?

Onlar eskidendi. Bildiğini paylaşmamak erdem değildir. Tek başına bir sokak lambası ne kadar parlak olsada sadece kendi dar alanını aydınlatır. Oysa ışığını başka lambalara aktarsaydı, tüm sokak aydınlanırdı. Ben başlangıçta gizledim, paylaşmamakta direndim ama gelen bilgilerin enerjisi benim üzerimde öyle görünmez bir yük yaptıkı, taşıyamadım. Birden kendimi bilgisayar başında blog açarken buldum ki hiç anlamam böyle işlerden. Blogda yazmaya başlayınca rahatladığımı hissettim. Bütün yüküm gitti ve inanılmaz bir hafifleme oldu. O zaman anladım, aldığım bilgileri paylaşmam lazımdı. Iyıkı yazmışım, çok kişi aydınlandı. Binlerce e-mail ve soru aldım. Hepsini sabırla uygun zamanlarda cevapladım. Hala da devam ediyor. Yardımcı olmak beni çok mutlu ediyor. İnsanlara yardım ederken, kendime yardım etmiş gibi hissediyorum. Karşılık beklemeden sevmek ve yardımcı olmak harika bir duygu... Herkese tavsiye ederim.


14-Psikolojinizi nasıl koruyorsunuz? Nasıl Pozitif Kalabiliyorsunuz?

Negatif insanlardan, düşük frekanslı kişi ve ortamlardan uzak duruyorum. Televizyon izlemiyorum. Telefonu sadece arama yapacağım zaman elime alıyorum, onun dışında mümkün olduğunca kendimden uzak tutarım. Haberleri, şiddet içeren film veya dizileri izlemem. Politikadan uzak dururum. Frekansı temiz ve dinlendiren, sevgi temalı müzikleri dinlerim. An'da yaşamaya çalışırım. Meditasyon yaparım ve enerjimi dengelemek için toprağa bağlanırım. Nefes çalışmaları yaparım. Bütün bunlar, titreşimimi yükseltiyor. Benim dengede olmama ve enerjimi temiz tutmama yardımcı oluyor. Bu yöntemleri herkese tavsiye ederim.

15-Atatürk konusunda araştırmalarınız sürüyor mu? Neden söyledikleri sanki bu günleri biliyor havası yaratıyor?

Atatürk inanılmaz güzel bir insandı. Bizim için tarif edilemez bir şanstır, ona sahip olmuş olmak. Bu topraklar onun enerjisi ve engin bilgisiyle şekillendi. Bu yüzden de hep onun enerjisini taşıyacak ve kimsenin bunu değiştirmeye gücü yetmez. Onun maneviyatı çok güçlüydü. Sanki zaman kavramı onun için yok olmuştu. An'da yaşıyor ve neler olacağını bildiği için endişe duymuyordu. Bu yüzden konuşmalarında, hep ileriye dair mesajları veriyordu. Belkide gelmeden önce kendisine yüklenen herşeyi hatırlıyordu. Kim olduğunu, nerden geldiğini ve neler olacağını biliyordu...Onun geleceğe dair olağan üstü öngörüleri hala dilimizde. Ben bundan sonrası için de onun öngörülerine güvenmeyi seçiyorum. Onu çok seviyorum. O benim hayatimda, tanimadan asik oldugum tek erkektir.

16-Sizce Atatürk ruhaniyeti hala görevde midir?

Elbette. Bu topraklarda doğmuş ve yaşamış herkesin o alanda enerjisi yaşamaya devam eder. Hele bu enerjiler sonradan da milletin sevgisiyle daha da büyüyorsa etkisi daha çok olur. Ben defalarca Atatürk'le astral yaşamda görüşmeler yapmışımdır. O mücadelesine perdenin diğer tarafından devam ediyor. Bizler gibi askerleri vasıtasıyla... Kendisi fiziki olarak dünyada olmayabilir ama ona hizmet eden milyonlarca kozmik askeri şu an burda ve onun desteğiyle mücadeleye devam ediyor. Bizzat kendinden yolladığı parçalar da var. Yani aramızda Atatürkler var... Kimler olduğunu zaman bize gösterecektir.

17-Aynı zamanda da sıfacılık çalışmaları yapıyor musunuz? Böyle bir Yeteneğiniz varmı?

Sıfacılık hepimizde olan bir yetenektir. Ama açığa çıkarılması gerekir. Bizler yaratıcıdan kopup gelen zerreler olduğumuz için O'ndaki özellikleri kendimizle taşırız buraya ama unuturuz. Çünkü bize unutturmak için herşeyi yaparlar. Uyanış yaşayan insanlarda yaratıcılık ve sıfacılık özellikleri açığa çıkar. Herkes bu yeteneğini canlıları şifalamakta kullanabilir. Bizler doğuştan sıfacıyız.

18-Dünyada hayvanların uğradığı zulümler ortadadır sizce bu durum düzelecek mi ve neler yapılabilir?

Bu konu beni çok üzüyor. Hayvanlara en büyük zulmü insanlar yapıyor. İnsanlar, hayvanlardan daha vahşi. Hayvanları; sadece kendilerine et ve hizmet vermek için yollandığına inananlar var. Oysa biz hepimiz birbirimiz için burdayız fakat bu hizmet; birbirimize yemek olmak için değil. Ruhsal gelişim için birbirimize hizmet ediyoruz. Hayvanların da bizim kadar kendi tekamüllerini yaşamaya hakkı var. Dünya üzerindeki bütün canlıların eşit şekilde yaşama hakkı vardır. Kimse kimseden üstün değildir. Sadece evrimleşme zincirinde farklı halkalarda olmak vardır. Eğer bizler, daha savunmasızlar diye diğer canlıları yok etme ve eziyet etme hakkını kendimizde buluyorsak, o zaman bizden daha üstün bir ırkın da bizi yok etmesini, işkence edip yemesini hoş görmemiz gerekir. Bu durumda, kaçırılan insan ve çocuklara ne olduğuna da aldırmamak gerekir. Çünkü bu zihniyette olan insanlara göre, kim güçlüyse diğerini yok sayma hakkına sahiptir. Bu bir sürüngen beyin düşüncesidir. Bizler et yemeden de pekala hep birlikte sağlıklı şekilde yaşayabiliriz. Et yemek, sanıldığı kadar yararlı değildir. Aksine yediğimiz etlerdeki kan, hayvanlardaki tüm hastalıkları, stresi ve korkuyu bizim bedenimize taşır ve böylece bizim bedenimizin titreşimi düşer. Karnımız tok olur ama ruhsal olarak kendimizi ağır ve yorgun hissederiz. Bazı hintliler inançları gereği asla et yemezler ama yiyenlerden daha sağlıklı ve uzun yaşarlar. Bedenimiz için gerekli proteinler bitkilerden de alınabiliyor. O zaman neden hayvanlara eziyet edip, negatif enerji halkasını besleyelim ki..


19-Üçüncü Dünya Savaşı ile ilgili vizyonlarınız varmı?

Ben bu konu ile ilgili bir kaç alıntı yazı paylaştım. Kendime ait böyle bir vizyon yok henüz. Ancak Türkiye ve komşu ülkeleride içine alan bir savaş görmüştüm. Üçüncü Dünya Savaşı konusuna gelirsek; böyle bir plan ve istek olmasına rağmen diyorum ki olmaz. İzin verilmez. Şu an dünyamız gözlem altında ve koruma altında. Eğer birileri dünya savaşı çıkarmaya kalkarsa bu sadece onların sonunu getirir...İki süper güç birbirleriyle 'Suriye'de olduğu gibi kuklalarla savaşabilirler ama olan kullanılanlara olur. O ikisine birşey olmaz. Birbirleriyle savaşacak kadar aptal olduklarını sanmıyorum. Malum ülke, 2012'den beri savaş stratejisini değiştirdi. Bizzat kendisi savaşmak yerine piyonları çarpıştırmayı tercih ediyor. Onlarda, uydudan canlı film gibi o çarpışmaları izleyip içkilerini yudumluyorlar. Nükleer güç kullanımı dünyaya zarar vereceği için kimse kullanmya cesaret edemez çünkü bunun, dünyayı gözleyen birliklerce engelleneceğini bilirler. En büyük zararı kendileri görür. Bu yüzden de dar alanda sadece insanlara zarar verecek kimyasal gazları kullanırlar. Suriye'de olduğu gibi...piyonlarına yaptırıp Esad'un üzerine atıyorlar.

Benim vizyonlarıma göre insanlığa en büyük zararı; doğal felaketler, uretilmis hastaliklar, açlık ve susuzluk verecek. Bunların yanında savaşlar hafif kalıyor.

20--Sizce uzaylılar var mıdır? Varsa bildiğimiz griler mi yoksa insan türü de var mıdır?

Uzaylı kelimesini kullanmak bana artık garip geliyor. Çünkü bizler de aslında uzay dediğimiz alanda hareket halinde olan bir gezegen üzerinde yaşıyoruz. Yani biz de uzaylıyız. Onlara dünya dışı varlıklar da diyemeyiz çünkü dünyanın içinde ve üstünde yaşayanları da var. Bu durumda belkide 'başka boyuttan varlıklar' demek daha doğru olabilir. Onlarla bizlerin arşındaki en büyük fark farklı boyutlarda yaşıyor olmamızdır. Evet vardırlar. Yüzlerce belkide binlerce farklı ırk var. Bazı ırklara, geçmişten günümüze kalan tarihi kalıntılarda, mitolojilerde rastlamak mümkün. Dikkatli bir araştırma yapıldığında, Mayalıların, Sümerlerin, Mısırlıların, Hopilerin, Avusturalya yerlilerinin ve Hint tanrılarının hepsinin de başka boyut varlıkları olduğu kolayca anlaşılabilir. Devasa inşaat kalıntıları, piramitler, taş bloklar bile ortada bir gariplik olduğunu anlamamıza yeterli. Başka boyutlardan gelen üstün ırklar insanlığın tarihini şekillendirmiş ve rehberlik etmişler. Bunlar o zamanki insanlarca; melekler, tanrılar, gözcüler olarak tarif edilmişler. Bu konuları anlamak için belli bir farkındalık seviyesinde olmak gerekir. Biraz merak ve sorgulama herkesi aradigi doğruya götürecektir. Insan gorunumunde olanlari da var farkli formlarda gorunenleri de. Grilerin insanlar uzerinde deneyler yapan sentetik robot varliklar olduguna inaniyorum.

21-Amerikada deprem ve su yükselişi olacağını, bloğunuzda paylaştınız peki bundan korkmuyor musunuz?

Bu ülke ile ilgili üç dört görüntü izledim. Newyork üzerinde taş yağmuru ve kahverengi toz bulutu vardı. Pasifik Okyanusu'na büyük bir göktaşı düşüyordu. Ardindan sular yukseliyordu. 2018 yılına ait bir görüntü vardı hiç unutmam. Şimdiye kadar hiç görmediğimiz bir uçak tipiydi. F16 uçaklarından daha ufak, hızlı ve siyah renkli idiler. Gökyüzünden yere lazer ışınlarıyla saldırıyorlardı ve bütün binalar yıkılmıştı, insanlar kaçışıyorlardı. Hemen ardından yeryüzüne indirilen küçük robotlar, insan avliyordu. Çok fantastik bir görüntü olduğunu biliyorum. Belkide başka bir evrene ait görüntülerdir bilemiyorum. Bazen paralel evrenlere giriş çıkış yapıp ordaki eş benlerimizin bilgilerine ulaşıyoruz ve yaşamlarından parçalar görüyoruz. Bu yüzden artık gördüklerime temkinli yaklaşıyorum. Hepsini yazmıyorum. 2018 yılına az kaldı. Bu gördüğümün hangi boyuta ait olduğunu öğreneceğiz. Burda yaşamaktan korkmuyorum. Bence dünyanın neresinde olursanız olun, yaşamanız gereken bir ders varsa, yaşarsınız. Kaçmak kurtarmaz.

22-Günümüzdeki bir çok hastalığa çare bulunacak mıdır sizce?

Aslında bütün hastalıkların çaresi, o hastalığı yapacak virüsü yaratanlarda var ama ilaç ve klinik malzemeleri satmak için bu tedaviler insanlardan gizleniyor. İnsanların frekansı yükseldiğinde ve sevgi arttığında, hasta olmuyorlar. Çünkü yüksek titreşime demirlendiklerinde, hücreleriyle konuşarak onları kodlayarak kendi kendini şifalayabiliyorlar. Bütün hastalıklar düşük titreşimde bulaşır ve yayılır. Sadece bilincinizi kodlamak bile hasta olmamızı engelleyebilir. Yeterki buna inanın. Ben herşeye rağmen, bir kaç sene içinde bir çok hastalığın tedavisinin bulunacağını, enerjiyle tedavilerin artacağını, bitkisel tedavilere dönüleceğine inanıyorum. Atalarımızın kullandığı tedavi yöntemleri geri gelecektir.

23-İlmi ledun ve havass hakkında ne düşünüyorsunuz?

Benim alanımda olmayan iki farklı konudur. Ama bu konuda çok değerli çalışmalar yapıldığını biliyorum, destekliyorum. Evrensel hafızadan çekilen bilgiler farklı farklı alanlarda olabilir. Din, tarih, şifa, tasavvuf, icatlar vb..

24-Sevgi dolu olmak için önce ne yapmak gerekiyor? Nasıl iyileşeceğiz?

Önce kendimizi sevip, affedeceğiz. Hatalarımızın ve pişmanlıklarımızın bizim olgunlaşmamız için gerekli olduğunu anlayıp onları seveceğiz. Sonra kırgın olduğumuz herkesi affedip seveceğiz. Hayvanları ve doğayı koşulsuz sevip koruyacağız...Son olarak zihnimizi susturup, egolarımızla bizi kontrol etmesine engel olacağız. Böylece zihinden kalbe ineriz ve sevgi hayatımıza yerleşir. Bu şekilde hem biz hemde çevremizdekiler iyileşir.

25-Gerçekleştirmek istediğiniz projeleriniz var mı?

Bir projem yok henüz ama büyük bir hayalim var: Kaz dağlarında bir çiftlik alıp,orda hayvanlarımla, doğa anneyle başbaşa yaşamak istiyorum :)...

26-Yeşilçam filmleri izliyor musunuz favoriniz var mı?dizi izliyor musunuz?

Eskiden izlerdim. Şener Şen'in eski filmlerini çok seviyorum.

27-Siz kedi besleyen birisiniz peki kediler nankör mü?

Hayır nankör değiller. Sadece hafızaları pek güçlü değildir ve kalplerine göre yaşarlar. Muhteşem varlıklardır. Bulundukları alanların negatif enerjisini temizlerler. Sahiplerinin hastalıklarını iyileştirmede yardımcı olurlar. O alanlarda; uzanarak yada yalayarak şifa yaparlar. Ben kedisiz ev düşünemiyorum. Can dostu olurlar. Yalnızlığa çok iyi gelirler. Evdeki istenmeyen haşaratı temizlerler. Yani kısaca her derde devalar. Hayatınıza bir kedi girmişse, uyanışınız başlar ve hayatınız değişir. Onlar aşk'tır.

28-Sizin gibi uyanmis insanlar cok mudur? Sizinle  irtibata geçiyorlar mi?

Ben uyanış yaşayan sıradan bir insanım. Benim gibi uyanış yaşayan çok insan var ve irtibat kuranlar cok. Onlar da benim yaşadıklarımı yaşıyorlar. Çünkü belli bir titreşime ulaşan insanların hayatı tamamen değişiyor ve olması gereken oluyor. Aslında extra bir yetenek kazanmıyoruz. Bizde hali hazır da olan yeteneklerimiz açığa çıkıyor, hepsi bu...Bizler doğuştan O'ndanız. O'nda ne varsa bizde de vardır.

29-Son olarak Türkiye ve Dünya ile ilgili ne demek istersiniz?

En son gelen bir mesajı paylaşmak isterim. Türkiye ve Dünya'da önemli gelişmelerin olmaya başlayacağı bir döneme giriyoruz. Mayıs ayı aslında 5. aydır ve 5 sayısı değişimi simgeler. Bu yazının paylaşıldığı gün ise 19'dur. Enerjisi yüksektir. 19 Mayıs önemli bir gündür. Atamız bu günü bilerek seçmişti. Bizde bu yazıyı özellikle bu gün paylaşma kararı aldık.

'19 Mayis Genclik ve Spor Bayramimiz' kutlu olsun!

sevgiler!

Hazirlayan ve Soran:Hasan Kayacan
Cevaplayan:Aasma Estefan

18 Mayıs 2017 Perşembe

Dünyada Gerçekten Olağanüstü Bir Şey Oluyor

Bir çoğumuz olağanüstü bir şeylerin gerçekleştiğini pek fark etmedi.
Birkaç ay önce kendimi “standart prosedür” topluluğundan kurtardım, beni sistemin içine hapseden korku zincirlerimi kırdım. O zamandan beri, dünyaya farklı bir perspektiften bakıyorum: Her şey bir değişimden geçiyor ve insanlığın çoğunluğu bundan bihaber.
Dünyada Gerçekten Olağanüstü Bir Şey Oluyor mu?
Dünya neden değişiyor? Bu yazıda beni değişime inandıran 8 nedeni sizlere de göstereceğim. 

  1. Artık Hiç Kimse “İstihdam Modeli” İle Ayakta Kalamıyor
Sınırlarımıza dayandık. Büyük şirketlerde çalışan insanlar işlerine devam etmek istemiyor. Amaç eksikliği içimizdeki umutsuzluk çığlığıymışçasına kapımızı çalıyor.
İnsanlar kurtulmak, her şeyi bırakmak istiyor. Düşünsenize, girişimcilik riski alan, maaşlı izne ayrılan, iş dolayısıyla depresyona giren, tükenmişlik sendromu yaşayan ne kadar çok insan var.
  1. “Girişimcilik Modeli” Değişiyor
Geçtiğimiz birkaç yılda yeni girişimcilerin de patlamasıyla birlikte, binlerce girişimci milyar dolarlık fikirlerini hayata geçirmek için garajlarını ofise çevirdi. Girişimciliğin handikabı bir yatırımcı bulmak ve finanse edilmekti. Fon bulmak, Dünya Kupası veya Süper Kupa kazanmaya eş değerdi.
Hadi finansör buldunuz, ya sonra?
Çalışan konumuna geri döndünüz. Sizinle aynı rüyaya inanmayan, amaçlarınızı paylaşmayan insanların arasına girdiniz ve sonunda her şey yine paraya baktı. Finans işinizin kaptan şoförü haline geldi.
Para kazanma modelleri ve girişimleri sonsuz olduğu için bütün “mükemmel başlangıçlar” patlak vermeye başladı.
İhtiyaç duyulan şey yeni yollar bulmaya çalışmak, iyi insanlar bunu yapmaya çoktan başladı.
  1. İşbirliğinin Yükselişi
Çoğu insan tek başına devam etmenin mantıklı olmadığını anladı ve “herkes kendi işine” çılgınlığından uyandı.
Şimdi durun, arkanıza yaslanın ve düşünün. Yedi milyar insanın aynı gezegende yaşayıp birbirinden ayrı ilerlemesi absürt değil mi? Neden etrafımızdaki binlerce, belki de milyonlarca insana sırtımızı dönelim ki? Bütün bunlar aklıma geldikçe kederleniyorum.
Neyse ki işler değişmeye başladı. Paylaşma ve işbirlikçi ekonomi gibi konseptler uygulanmaya başlandıktan sonra yeni ve şahane bir yola girdik; paylaşım, yardımlaşma ve birliktelik yoluna!
  1. İnternetin Gücünü Nihayet Keşfettik!
İnternet muazzam bir şey ancak onun gücünün farkına henüz varabildik. İnternetle birlikte dünyanın kapıları açıldı, bariyerler düştü. Ayrılıklar sona erip beraberlik başladı, iş birliği ve yardım yayılmaya başladı.
Bazı uluslar internet aracılığıyla devrimler yaptı, Arap Baharı’na hepimiz şahit olduk. Burada, Brezilya’da da, bu harika aracı daha iyi bir şekilde kullanmaya yeni başlıyoruz.
İnternet kitleleri kontrolü altına alıyor. Büyük medya grupları bilgi kaynağı sunmak yerine kendi mesajları ve kaygıları doğrultusunda haberler sunuyor. Onların istediği kadarını okuyabiliyor, uygun gördükleri kadarını izleyebiliyoruz. İstediğimiz bilgiye ulaşmak, neye inanacağımızı ve neyi destekleyeceğimizi seçmek kendi sorumluluğumuzda. Artık bizler birer kaşifiz.
İnternet sessizliğin sesi oldu, anonimi bilinir kıldı. Artık dünya birlikte ve bu, sistemi yıkmaya  yetebilir!
      5.Aşırı Tüketimin Düşüşü
Uzun bir süreç boyunca, tükettikçe tüketmek için manipüle edildik. Her yeni ürünü, son model arabayı, son sürüm iPhone’u, en iyi markaları ve bir sürü kıyafeti, onlarca ayakkabıyı, hep daha çoğunu, ihtiyacımızın ve karşılayabileceğimizin çok daha fazlasını almak için birbirimizle yarıştık.
Bazı insanlar, çoğunluğa karşın daha az tüketimin, daha yavaş bir yaşamın ve daha az yemenin kendimizi ve çevremizi toparlamaya yardımcı olduğunu gördü. Artık çok daha fazla insan araba kullanımını azaltmaya, kıyafet değiş tokuşuna, fazla harcamaları kısmaya, evlerini arabalarını ve ofislerini paylaşmaya gönüllü.
İhtiyacımız olduğu iddia edilen şeylerin çoğuna ihtiyacımız yok! Bu yeni tüketim bilinci, aşırı tüketimin ve bunu pompalayan bir sürü büyük şirketin sonunu getirebilir.
       6.Sağlıklı ve Organik Yemek
İyi tadan her şeyi yiyebilecek olmamız tam bir çılgınlık!
Şirketlerin gıda kaynaklarımızı zehirlemesiyle hiç ilgilenmedik! Buna karşı duracak hiçbir adım atmadık!
Ancak sonra, bazı insanlar uyanmaya, organik ve sağlıklı gıdanın değerinin farkına varmaya başladı.
Gıdanın ekonomi ve çalışmakla ne alakası var diyebilirsiniz. Çok alakası var!
Yemek üretimi insanlığın en temel esaslarından biri. Eğer zihniyetimizi, yemek ve tüketim alışkanlıklarımızı değiştirebilirsek şirketler yeni pazarın ihtiyaçlarını cevaplamak ve buna adapte olmak zorunda kalır.
Küçük üreticiler ve çiftçiler üretim zincirine dahil olmaya başladı. Hatta insanlar artık evlerinde bitki ve tohum yetiştiriyor.
  1. Maneviyatın Uyanışı
Kaç arkadaşınız yoga yapıyor? Peki ya meditasyon? Şimdi tekrar düşünün, bundan on yıl öncesine kadar bunları yapan kaç insan biliyordunuz?
Maneviyat bize uzun bir süre boyunca eksantrik, değişik, mistik gibi tanımları çağrıştırdı.
Neyse ki artık bu da değişiyor. Bugünlerde sadece mantık ve akılcılıkla düşünmenin sonu geldi ve her şeyi akılcılıkla anlayamayacağımızı fark ettik. Artık başka şeyler de oluyor ve eminim ki bunları da anlamak istiyorsunuz.
Yaşam nasıl sürer, ölümden sonra ne olur, hakkında bu kadar konuşulan “enerji” nedir, kuantum fiziği nasıl çalışır, düşünceler nasıl somutlaştırılır, rastlantı ve eş zamanlılık nedir, neden meditasyon yapılır, alternatif tıp işe yarar mı gibi onlarca soruya siz de cevap arıyorsunuz!
Şirketlerin dahi kendi çalışanlarına meditasyon hizmeti sunduğunu, okulların da gençlere meditasyon teknikleri öğrettiğini hiç düşündünüz mü?
  1. Yeni Trend: Okulsuz Eğitim!
Bu eğitim modelini kim oluşturdu? Almak zorunda olduğumuz dersleri, Tarih derslerinde neyi ne kadar öğreneceğimizi kim seçti? Neden bize diğer eski medeniyetler hakkındaki gerçekleri öğretmediler?
Çocuklar belirlenmiş yüzlerce kurala neden uymalı? Neden her şeyi sessizce takip etmek zorundalar? Çocuklar neden üniforma giymeli? Peki öğrenip öğrenmediğinizi ölçecek bir teste ne dersiniz?
Sistemin takipçilerini sürekli kılan ve çoğaltan bir model geliştirdik. Üretken insanlardan sıradan insanlara dönüştük.
İyi ki tüm bunlar üzerinde düşünen, çalışan ve okulsuz eğitim, evde eğitim gibi kavramlar üreten insanlar var.
Belki de bunları daha önce hiç düşünmediniz ve hatta şu an şok içindesiniz. Ancak farkında olmasanız dahi, size olanları anlatıyorum!
Artık insanlar büyük bir uyanışın içinde ve baskılanmış toplumsal kalıpları reddediyor.
Bütün bu yenilik hareketlerine bakın ve bize normal olduğu ezberletilen her şeyin aslında normalden çok uzak olma ihtimalini düşünün. Çünkü öyle!

İşte size bahsettiğim olağanüstü gelişme!

Yazının Orijinal Linki

Asagidaki Linkten alinti yapilmistir.
http://www.kolektif-kozmos.com/2016/12/11/dunyada-olaganustu-bir-sey-var-ve-muhtemelen-henuz-bunu-fark-etmediniz/



14 Mayıs 2017 Pazar

13 Mayıs 2017 Cumartesi

Aura Gorme Teknikleri ve Ipuclari

Aura Nedir?

Aura tüm canlıların etrafını kaplayan bir enerji alanıdır. Evrende her şey birbirine bir ağ gibi bağlıdır. Vücuttaki her bir hücre elektrik üretmektedir. Bir şimşeğin ve yıldırımın oluşumunda da görebileceğimiz gibi, elektrik gökyüzünde diğer şimşek çizgileriyle de birleşerek zincirleme bir yıldırım oluştururlar. Aura bedeninizin etrafını kaplayan elektromanyetik bir alandır. Bir aynaya bakın ve kulağının kenarına ya da kafanızın tam üstüne odaklanın. İlk başta neredeyse görünmez şeffaf bir enerji alanı görebilirsiniz. Bu alana odaklanmaya devam ettikçe, renk yavaş yavaş ortaya çıkacak. Bu vücudunuzun etrafa yaydığı enerjinin rengidir. Tıpkı bir yalan makinesi gibidir. İnsanların yaşadığı yaşam tarzını aurasının rengi belirler. Ayrıca bir ağacın ya da bir deniz kabuğunun aurasını bile görebilirsiniz. Pratik yaparak aura görmeniz gittikçe daha da kolaylaşacaktır. 

Auranızı nasıl görebileceğinizi öğrenin! Bu uygulama meditasyona çok benziyor.

-“Auramı nasıl görebilirim?”, “Aura görebilmenin bir yolu var mı?”, “Auram ne renk?”, “Aurayı görebilmem ne kadar zaman alır?”
Bu yazıda bu ve bunun gibi sorularınızın cevaplarını alacaksınız.
Öncelikle, etrafınızı çevreleyen iki ana aura bulunuyor. Bunlardan birincisi olan “iç auranız” göreceğiniz ilk aura olacak. Bu aura fiziksel bedeninizi çok yakından çevreleyen auradır. İkincisi, “dış auranız” bedeninizi iç auranızdan çok daha dışarıdan ve uzaktan çevreler. Önce iç auranızı görebilmek için gözlerinizi alıştırdıktan sonra, dış auranızı görebilmek için de göz egzersizi yapabilirsiniz.
İç Auranızı Görebilmek İçin;
Bir aynanın karşısına geçin ve ayakta durun. Arkanızda düz ve açık renkli bir zemin olsun. Aynada kendinize bakın. Bedeninizin kenarında bulunan bir bölgeye dikkatinizi verin ve gözlerinizi bir süreliğine hiç ayırmadan oraya odaklayın (Ben boynum ve omuzum arasında bulunan bölgedeki dış çizgiye odaklandım.) İlk olarak odaklandığınız noktada, derinizin etrafını çevreleyen, ince, şeffaf bir ışık halesi göreceksiniz. Bu ince ve şeffaf ışık halesi oldukça berrak ve temiz bir enerji formudur. Göreceğinizden şüphe duymayın. Buna emin olabilirsiniz.
Odaklanmaya devam edin. Bu ince şeffaf ışık giderek genişleyecek ve kolaca fark edebileceğiniz bir renge bürünecek (bende ince sarı bir ışık halesi olarak göründü.) Bu sırada görmekte olduğunuz auranız aniden yok olabilir. Bunun nedeni o an beyninizin daha yeterince alışkın olmadığı bir şey görüyor olmasındandır. Beyniniz bunun üzerine düşünmeye başladığında aura gözden kaybolur. Odaklanmaya devam edin. Auranız hemen geri dönecek, onu yeniden görmeye başlayacaksınız. Siz onun üzerinde düşünmeye başlar başlamaz ise aura kaybolacaktır.
Auranıza yeterli derecede odaklanarak kalabilirseniz, dalga boyları gibi yavaş yavaş dışarıya doğru genişlediğini fark edebilirsiniz. Ben bu aşamada mor ağırlıklı bir ton görüyorum. Ama odaklanmayı sağlamadığımda ise aura genişlediği gibi aniden yok oluyor. Bu aşamada odaklanma çok önemli. Zihninizi düşüncelerden ayırmalısınız. Derin nefes alıp verin ve rahatlayıp gevşeyin. Rahat olmalısınız. En çok rahatlatan ise nefestir. Auranız gergin veya stresli olduğunuz durumlarda zayıflar, ve siz meditasyon yaptıkça da auranız genişleyerek parlayacaktır.

Bu noktada herkes farklı bir teknik geliştirebilir. Burada verilen temel tekniğe ek olarak size en yakın gelen kolay metodu geliştirebilirsiniz. Benim için aura görebilmenin en kolay yolu, benim “Sihirli Göz Metodu” olarak adlandırdığım tekniktir. Bu tekniği aynanın karşısında auramı görmeye çalışırken kendi kendime icat ettim ve bu tekniği auraya uyguladım. Bir “Sihirli Göz” resmine uzun süre tek bir noktaya odaklanarak bakarsanız, resmin içinde bulunan ve normalde gözükmeyen ayrı ve anlamlı, üç boyutlu bir resim görürsünüz.
Bir sihirli göz resmini görebilmek için, gözleriniz burnunuzun tam ortasına yukarı doğru kaydırarak, resmin tam ortasına odaklayın. Önünüzdeki resim netliğini kaybedip bulanıklaşacak. Resme sanki uzaktan bakıyormuşsunuz gibi odaklanın. Yavaşça yüzünüzü resimden uzaklaştırın. Resmi ortadan iki kareye ayıran bir çizgi görebilirsiniz. Bu çizgiler giderek çoğalacak ve resim üç kareye çıkacaktır. Eğer resmi dört kare olarak görürseniz, tekrar üç kare görene kadar resmi uzaklaştırın. Tekrar bir veya iki kare görürseniz yeniden başlayın. Açıkça üç kare gördüğünüzde, hareketsizce odaklanın ve resmin bulunduğu sayfayı da hareketsiz tutmaya çalışın. Gizli resim aniden ortaya çıkmaya başlayacak. Gizli resmi ve derinliği yakaladığınızda üç boyutlu resmi tamamen görebileceksiniz. Ne kadar uzun süre odaklanır ve bakarsanız, resim de o kadar netleşecektir. Sayfayı ne kadar uzakta tutarsanız da, o kadar derinleşecektir.
“Sihirli Göz” resmi örneği;

Sonuç olarak, baskın olmayan gözünüz (bende sol göz) ile resme veya auranıza odaklanarak kendinizi daha iyi eğitebilirsiniz. Bu beynin beyninizde daha farklı bir reaksiyona neden olup üç boyutlu şekilleri (daha sonradan auranızı) görmenizi kolaylaştıracaktır.
Auranızı görebilmek için de bu aykırı görme biçimini kullanın. Odaklanın ama ne gördüğünüz hakkında hiç düşünmeyin. Rahatlayın ve auranızı ne kadar genişletebileceğinizi görmeye çalışın. Belirli bir zaman egzersiz yaptıktan sonra yalnız “iç auranızı” değil,  “dış auranızı” da görebileceksiniz.
Greg Prescott

Kaynak Linkler:

Ceviren: E.A



19:27 - 12 comments

Zihinden Kalbe Iniyoruz

Bizler, egoya ve zihne hitap eden bir sistemin icine dogduk. Saf bir sevgi ve masumiyetle giris yaptigimiz bu hayatta, disardan bize ogretilenlerle bencillestik, egolarimizin kolesi olduk. Birakin birbirimizi sevmeyi, kendimizi bile sevmeyi unuttuk. Bize; gunahkar, sucluluk kompleksi, korku ve guvensizlik tohumlari ekildi. Gunluk yasamlarimiz para, guc, hirs ve cinsellik ekseninde gecmeye basladi. Egolarimizla yasamak kafamizin arkasindaki surungen beynimizi besledi ve yeniden surungenlestik. Istedigimizi almak icin dovduk, parcaladik, oldurduk, tecavuz ettik, caldik, yalan soyledik, aldattik...


Zihin bizi madde dunyayla mesgul eder ve egolarimizdan beslenir. Hayatimizi bugune kadar zihin yonetti. O kendisine disardan ne yuklendiyse, bize de onu yasatti. Gercekte var olmayan seyleri varmis gibi gosterdi. Bizi insan yapimi kurallarla ve dinlerle mesgul etti. Materyalist ve bencil yapti. Robotlastirip hissizlestirdi. Zenginligi, guzel kiyafetleri, gosterisi bize mutluluk olarak gosterdi. Hep konustu..Hic susmadi..Oyle ki zihnimizin sesinden, vicdanimizin (kalbimizin) sesini duyamaz hale geldik.

                                                                   
Bu durum artik degismeye basladi. Insanlar zihinlerini susturup kalplerini dinlemeye basladilar. Zihnini susturabilen insanlarin, sezgileri calismaya basladi ve yaraticiliklari artti. Disardan iceriye yonelmek, ordaki gizli kapilari acti. Insanlar, ilmi ve sevgiyi, ruhsal enerjiyle beslenen kalpten almaya basladilar. Bu da onlari; disardan ogrendiklerine karsi sorgulayici yapti. Ortulmus tum gercekler artik kendiliginden aciga cikiyor. Insanlarin maddi, manevi tum bagimliliklari bitiyor. Simdiye kadar cok onem verdikleri hersey, gercek degerine ulasiyor. Onlar ozgurlesiyorlar ve sevgiyi hissediyorlar. Ilk defa hayati kendisi icin degil baskasi icin yasamaya basliyorlar. Cunku artik yalnizlasmis 'ben' i degil, butunlesmis 'Biz'i kesfediyorlar. Yargisiz, kosulsuz sevginin huzurunu yasiyorlar.

Bugune kadar bize yaraticiyi hep disarda aramayi ogrettiler. Oysa O hep bizimleydi. Kalbimizde...
Kalp enerjisi saf sevgidir ve geldigimiz kaynaga aittir. Ona inenler, kosulsuz sevgiyi ve aski tanirlar. Kalbiyle yasayan bir insana, kimse bir daha korkuyu, egoyu, nefreti, onyargiyi ve bagimliligi ogretemez. Cunku orda bulduklari sevgiyi, huzuru bir daha asla terketmezler. Hayata bakis acilari degisir ve baskalarinin kendileri hakkinda ne dusunduklerine de aldirmazlar. Cocuklar boyledir. Bizler yeniden cocuk olmayi ogrenmeliyiz. Onlar; korkusuz, yargisiz, plansiz, egosuz, sevgi ve sefkat dolular. Cunku kucuk masum kalpleriyle yasarlar. Bizde kalbimizle yasayarak, frekansimizi yukseltebilirsek hem hayatimiz guzellesir hem de yaraticiligimiz artar.


                                  "Tertemiz duygularla sevin.. Çocuklar gibi sevin..
                                    Melekler gibi sevin.. Kar taneleri gibi sevin..
                                    Benim gördüğüm yerlere, bir tek sevenler gidiyor.."
                                                                 Mevlana




Kalbe inis sevmekle baslar. Eger sevgiyi hayatimiza cekmek istiyorsak once kendimizi sevmeliyiz. Kendimizi sevmezsek baskalarini sevemeyiz. Zihnimiz surekli bize insanlari yargilamayi, yanlislarini gormeyi telkin ederken; kalbimiz ise sevmeyi, affetmeyi ve hos gormeyi ogretir. En hizli sevgi ogrenimi, kendini ve baskalarini affetmekten gecer. Ayrica cocuklardan, hayvanlardan ve dogadan da sevgi ogrenilebilir. Dogada zaman gecirmek, bizi zihinden uzaklastirir ve kullanmadigimiz tum duyularimizin aktif olmasini saglar. Boylece sezgilerimiz artar ve diger canlilarla baglarimiz guclenir. Ayrica zihnimizi besleyen; televizyon, film, dizi, sarki, politika, haberler, din, dil, irk renk ayrimi gibi seylerden de uzak durmak zihni susturmamiza yardimci olur.

                                       "Insan tabiattan uzakalastikca kalbi katilasir."
                                       "Gozunle degil kalbinle karar ver."
                                                            Kizilderili atasozleri

Dunya annemize yukselisinde eslik etmek istiyorsak, onunla beraber gitmek istiyorsak; zihinden cikip kalbe inmeliyiz. Aksi halde bu buyuk firsati kacirabiliriz.




Yazimi gecen ay gelen bir mesajla bitirmek istiyorum:
"Disarida aradigin her cevap aslinda icerde..Sorulari baskasina degil, kendine sor. Hic kimse senden daha fazla bilge degildir. Gercek kendini gordugunde, sen disindaki hersey yok olacaktir. Varmak istedigin asil kaynak sensin! Gunes de, yildiz da Ay da sensin! Sen herseysin, gor artik!"


Sevgiler!
Aasmaestefan