19 Mayıs 2017 Cuma

Aasma ile Röportaj


-Merhaba Hocam, bir kaç zamandır bu röportaj aklımdaydı beni kırmadığınız için çok teşekkür ederim.

-Rica ederim, asıl ben teşekkür ederim. Sorulara bir göz gezdirdim de, oldukça güzel hazırlanmış. Emeğinize sağlık. İsterseniz hemen başlayalım sorulara, çünkü biliyorsunuz zaman sorunumuz var.

-Tamam hocam.


1-ilk ne zaman ve nasıl bazı yetenekleriniz olduğunun farkına vardınız?

Çocukluğumda, başkalarının benim hakkımdaki konuşmalarını yanlarında olmasam bile duyardım. Ama o zaman neler olduğunu anlayacak durumda değildim. Sonra 90'li yıllarda, üçüncü gözümle tesadüfen tanıştım. Ne olduğunu bilmememe rağmen, açılan ekrandan bazı egosal sorgulamalar yapmıştım. Kendimin ve yakın arkadaşlarımın evlilikleriyle ilgiliydi. Hepsi yıllar sonrada olsa aynen çıktılar. Böylece ben üçüncü göz olayını araştırmaya başladım nedir diye. O zamanki bilgiyle bana onun kalp gözü olduğu söylenmişti. Yalnız yine bilgi aldığım kişilerin eksik bilgisi ve yanlış rehberlikleri yüzünden üçüncü gözümü kullanmayı bıraktım uzun süre. Ara sıra kendiliğinden açılıp birşeyler yansıtsada, gözlerimi açıp hep geleni geri ittim. Ancak 2014'te deki ani bir uyanıştan sonra bilinç seviyem çok değişti ve yaşadıklarımın gerçekte ne olduklarını anlayacak duruma geldim. Şimdiki bilincimle üç yıl önceki bilincimin arasında seviye olarak dağlar kadar fark var. Hala öğreniyorum hala büyüyorum. Çok şükür!

2-Yeteneğinizin farkına vardığınızda kendinizi özel bir kişilik olarak hissettiniz mi ve etrafınızla bunu paylaştınız mı?

Malesef evet. Egom kabardı. Kendimi özel sandım ve hissettiklerimi ailemle arkadaşlarımla paylaştım ama beni anlayacak pek kimse bulamadım. Sonra ınternet üzerinde arayışa geçtim. Kendim gibi insanları bulmaya başlayıp konuştum. Hiç tanımadığım insanlarla yaşadıklarımızı karşılaştırıyor ve ortak yanlarımızı buluyorduk. Bu da bana aslında özel biri olmadığımı, benim yaşadığım şeylerin herkeste olabilecek gelişmeler olduğunu öğretti. Şimdiki bilinçle tanımladığımızda, aslında yaşadıklarımın hepsi uyanışın belirtileriydi.

3-Bir misyonunuz olduğunu düşünüyor musunuz?

Evet düşünüyorum. Herkes hayata bir misyonla gelir. Bence benim görevim bilgi aktarmak. Rehberlik etmek. Ancak ben biraz ileri gidip insanları düzeltmeye çalıştım. Oysa bunu yapmamam gerekiyordu. Benim görevim onları düzeltmek olmamalı. Herkes kendisini bulmalı ve şifalamalı. Ben sadece bilgi verebilirim. Kapıyı gösterebilirim ama ordan içeri girmek yada girmemek onların seçimi olmalı.

4-Kötü eleştiriler geliyor mu size? Yani bilirsiniz bilimin kabul etmediği şeyler vardır ve bazen hakarete yönelen eleştirilerde yapılır ve bazı hastalık tanıları konur...

Başlangıçta çok oluyordu, ama artık insanlarında bilinçleri açıldığı için, negatif eleştiri çok az oluyor. Sadece henüz uyanamamış olanlar bazen anlayamıyor yazdıklarımı ve tepki gösteriyorlar. Bunu da normal görüyorum artık. Onlar da elbet birgün anlayacak duruma geleceklerdir. Yaşadığımız büyük dönüşüm ve uyanistan kimse kurtulamayacak..Herkes seviyesine göre değişecek, dönüşecek ve büyüyecek. Tek fark kimimiz ortaokul, lisede iken onlar henüz ana okuldan ilkokula geçiş yapacaklar.

5-Size gelen sorularda, soran kişinin o an neler düşündüğününde enerjisi geliyor mu? Nasıl karşılıyorsunuz?

Kesinlikle! İnsanların bilinç seviyeleri, enerjileri, kullandıkları sözlerde açığa çıkar. İçimizdeki neyse ağzımızdan da o çıkar. Bu yüzden gelen sorulardan veya yorumlardan o kişilerin bilinç seviyesini ve frekansını anlayabiliyorum. Ona göre hareket ediyorum. Henüz eski enerjiyle beslenen birisine yeni enerjiye ait bilgi verilirse tabiki anlayamaz. O yüzden ön analizi yapıp seviyelerine göre cevaplar yazıyorum.

6-Aldığınız vizyonlar dışında rüyalarda görüyor musunuz? ve çıkıyor mu?

Rüyaların ne olduğunu bildiğim için onları yorumlama safhasını çoktan geçtim ben. Rüya sandığımız şeyler aslında bizim başka bir boyutta enerji bedenimizle yaşadıklarımızdır. Ya da kendi akasamizdan izlediklerimizdir. Kimi zaman eş benlerimizin bilinciyle birlesip onların yaşamlarını izliyoruz, kimi zamanda kendimiz bizzat başka boyutlara gidip yaşıyoruz. Örneğin dün gece ben yaralı bir köpeği kurtardım. Bu rüyayı başkasına anlatsam hemen farklı farklı yorumlarda bulunacaklardır. Ama ben biliyorum ki o yaşadığım gerçekti ve o köpeği kurtardım. Bizler bilinçlendikçe astral yaşamlarımızı kontrol altında tutmayı ve fizik bedenimiz dinlenirken, enerji bedenimizle yararlı işler yapmayı öğreneceğiz.

7-Aile büyüklerinizdede böyle yetenekler olduğu konusunda bilginiz var mıdır?

Geçmişte var olduğunu biliyorum. Büyük büyük babam. Şimdi de iki aile üyesinde de benzer yetenekler açığa çıkıyor ama henüz bununla yüzleşmeye hazır değiller. Ancak yinede hatirlatayim. Benim yasadigim durum herkesin yasayacagi ve sahip olacagi seylerdir. Bana ozel degildir. Dna aktivasyonu ve beynin sag tarafini kullanmaya baslayan herkeste benzer seyler gorunecek. Cunku zaten hepimizde var olan seyler. Sadece ustleri ortulmus.

8-Türkiyedeki referandum sonucu dediğiniz gibi evet çıktı, peki bu her şeyin bir sonu mudur veya her şeyin bir başlangıcı mıdır?

Kalben 'Hayır' çıkmasını diledim ve öngördüm. Çünkü öyle olması gerekirdi. Herzamanki gibi müdahele ile oldu bittiye getirdiler. Daha öncede yazdığım gibi 'seçsis' olduğu sürece bunlar gitmez. Çünkü kalmak için gereken oy yüzdesini sabitleyip, bitiriyorlar seçimi..Aksinin olması için ülke genelinde muhalif tarafın en az yüzde 70'lerde olması lazım ki seçsisteki müdahele bile kurtaramasın onları.

Gelelim referandum sonucuna..Kasım 2016'da bir gece ekran sorgulamasında; 25 Nisan tarihli gazeteden referandumdan başkanlık sistemi için 'evet' çıktığını okuyordum. Cumhuriyetin sonu geldi diye üzüntüden ağlamaya başlayınca bazı mesajlar geldi ve endişelerim bitti. İşler ne kadar olumsuz gibi görünsede ben Ata'mızın ışığıyla beslenmiş insanların gücüne inanıyorum. Bizlerin en büyük hatası; ölmüş olan insanların yok olduğuna inanmamızdır. Oysa onlar beden denilen kısıtlayıcı elbiseyi bırakıp enerji bedenleriyle yaşamaya devam ediyorlar. Ata'miz dahil, ülke için canını vermiş tüm şehitler hala bu topraklarda yaşamaya devam ediyor ve perdenin öbür tarafından mücadele ediyorlar. Onların desteğine de çok güvenerekten..Insanların biraz daha sabretmelerini ve korkuya kapılmamalarını istiyorum. Korkularımız ve endişlerimiz sadece kötüleri besler ve basimizdan gidişlerini geciktirir.

9-1999 yılı hakkında ne düşünüyorsunuz 3 tane 9 yan yana...

Toplamı 1 yapar. 1 rakamı başlangıçtır. Yeni bir döngüye gecilecegini gösterir. Binlerce yıllık bir döngünün sonu ve yeni bir çağın başlamasi icin gereken buyuk uyanısa giriş yapılan yıldır. 2012 yili yeni dongunun basladigi yil olarak dusunuluyor ama esas ruhsal uyanis 1999-2000 yilinda basladi.

10-2019 cumhurbaşkanlığı seçimlerini nasıl değerlendiriyorsunuz? Eğer hayırcıların adayı kazanırsa evetçilerin tutumu nasıl olacaktır?

Eğer malum kişi o zamana kadar hala hayatta olursa, rakibi kim olursa olsun 'seçsisle' yine o kazanır. 2007'den beri ülkemizde yapılan tüm seçimler hile ile alınıyor. Bunu anlayamayıp hala normal bir seçim hayali kurmak hayalperestliktir. Ancak; kendi içlerinde hırs, para ve güç kavgalarının çok artacağını da gördüm. Hep yazdığım gibi bibirlerine düşmeye devam edecekler. Güç sarhoşluğu, şımarıklık ve fazla güven onları bitirecek. Bu öyle bir bitiş olacak ki, bir daha 'siyasi islam' diye bir şey olmayacak. Dini; para, güç ve siyasete alet edenler, islamiyete çok büyük bir zarar vermiştir. Yarattıkları 'siyasi islam' onların da dinler döneminin de sonunu getirecektir...ve öyledir..

11-Aldığınız ama söylemediğiniz kötü bilgiler var mıdır?

Çoook. İnsanların endişelenmesini istemediğim için yazmıyorum. Negatif tarafa güç taşımak istemiyorum. Ben aslında falcı, astrolog yada kahin değilim. Sadece üçüncü göz ekranım açıkken 'evrensel hazifa' dediğimiz akaşık kayıtlardan okuyup, izleyebildiklerimin bir kısmını insanlarla paylaşıyorum. Aklımda kaldığı kadarıyla tabiki..Okuma sırasında uykuya dalarsam sabah uyanınca çoğunu unutmuş oluyorum. Bu yüzden bazen gördüklerimi yazarken yorumlama hatası yapabiliyorum ve o zamanda yazdığım şey çıkmıyor.Dünya'nın başlangıcından beri üzerinde yaşanılan herşey onun hafızasına kayıt oluyor. Bizler de dünya anneye bağlı olduğumuz için, bu kayıtları ruh gözümüzle okuyup izleyebiliriz. Bu hepimizde olan bir yetenekdir. O gözümüz bizim doğal bir parçamızdır. Öbür tarafa acılan portalımızdır. Kullanmak hakkımızdır.

12-Kitap çıkarmayı düşünüyor musunuz?

Henüz değil. Hazır olduğumda belki düşünürüm.

13-Sizin gibi insanlar genelde inzivaya çekilir pek insanlarla konuşmaz vs vs siz neden bilgilerinizi paylaşma yolu seçtiniz?

Onlar eskidendi. Bildiğini paylaşmamak erdem değildir. Tek başına bir sokak lambası ne kadar parlak olsada sadece kendi dar alanını aydınlatır. Oysa ışığını başka lambalara aktarsaydı, tüm sokak aydınlanırdı. Ben başlangıçta gizledim, paylaşmamakta direndim ama gelen bilgilerin enerjisi benim üzerimde öyle görünmez bir yük yaptıkı, taşıyamadım. Birden kendimi bilgisayar başında blog açarken buldum ki hiç anlamam böyle işlerden. Blogda yazmaya başlayınca rahatladığımı hissettim. Bütün yüküm gitti ve inanılmaz bir hafifleme oldu. O zaman anladım, aldığım bilgileri paylaşmam lazımdı. Iyıkı yazmışım, çok kişi aydınlandı. Binlerce e-mail ve soru aldım. Hepsini sabırla uygun zamanlarda cevapladım. Hala da devam ediyor. Yardımcı olmak beni çok mutlu ediyor. İnsanlara yardım ederken, kendime yardım etmiş gibi hissediyorum. Karşılık beklemeden sevmek ve yardımcı olmak harika bir duygu... Herkese tavsiye ederim.


14-Psikolojinizi nasıl koruyorsunuz? Nasıl Pozitif Kalabiliyorsunuz?

Negatif insanlardan, düşük frekanslı kişi ve ortamlardan uzak duruyorum. Televizyon izlemiyorum. Telefonu sadece arama yapacağım zaman elime alıyorum, onun dışında mümkün olduğunca kendimden uzak tutarım. Haberleri, şiddet içeren film veya dizileri izlemem. Politikadan uzak dururum. Frekansı temiz ve dinlendiren, sevgi temalı müzikleri dinlerim. An'da yaşamaya çalışırım. Meditasyon yaparım ve enerjimi dengelemek için toprağa bağlanırım. Nefes çalışmaları yaparım. Bütün bunlar, titreşimimi yükseltiyor. Benim dengede olmama ve enerjimi temiz tutmama yardımcı oluyor. Bu yöntemleri herkese tavsiye ederim.

15-Atatürk konusunda araştırmalarınız sürüyor mu? Neden söyledikleri sanki bu günleri biliyor havası yaratıyor?

Atatürk inanılmaz güzel bir insandı. Bizim için tarif edilemez bir şanstır, ona sahip olmuş olmak. Bu topraklar onun enerjisi ve engin bilgisiyle şekillendi. Bu yüzden de hep onun enerjisini taşıyacak ve kimsenin bunu değiştirmeye gücü yetmez. Onun maneviyatı çok güçlüydü. Sanki zaman kavramı onun için yok olmuştu. An'da yaşıyor ve neler olacağını bildiği için endişe duymuyordu. Bu yüzden konuşmalarında, hep ileriye dair mesajları veriyordu. Belkide gelmeden önce kendisine yüklenen herşeyi hatırlıyordu. Kim olduğunu, nerden geldiğini ve neler olacağını biliyordu...Onun geleceğe dair olağan üstü öngörüleri hala dilimizde. Ben bundan sonrası için de onun öngörülerine güvenmeyi seçiyorum. Onu çok seviyorum. O benim hayatimda, tanimadan asik oldugum tek erkektir.

16-Sizce Atatürk ruhaniyeti hala görevde midir?

Elbette. Bu topraklarda doğmuş ve yaşamış herkesin o alanda enerjisi yaşamaya devam eder. Hele bu enerjiler sonradan da milletin sevgisiyle daha da büyüyorsa etkisi daha çok olur. Ben defalarca Atatürk'le astral yaşamda görüşmeler yapmışımdır. O mücadelesine perdenin diğer tarafından devam ediyor. Bizler gibi askerleri vasıtasıyla... Kendisi fiziki olarak dünyada olmayabilir ama ona hizmet eden milyonlarca kozmik askeri şu an burda ve onun desteğiyle mücadeleye devam ediyor. Bizzat kendinden yolladığı parçalar da var. Yani aramızda Atatürkler var... Kimler olduğunu zaman bize gösterecektir.

17-Aynı zamanda da sıfacılık çalışmaları yapıyor musunuz? Böyle bir Yeteneğiniz varmı?

Sıfacılık hepimizde olan bir yetenektir. Ama açığa çıkarılması gerekir. Bizler yaratıcıdan kopup gelen zerreler olduğumuz için O'ndaki özellikleri kendimizle taşırız buraya ama unuturuz. Çünkü bize unutturmak için herşeyi yaparlar. Uyanış yaşayan insanlarda yaratıcılık ve sıfacılık özellikleri açığa çıkar. Herkes bu yeteneğini canlıları şifalamakta kullanabilir. Bizler doğuştan sıfacıyız.

18-Dünyada hayvanların uğradığı zulümler ortadadır sizce bu durum düzelecek mi ve neler yapılabilir?

Bu konu beni çok üzüyor. Hayvanlara en büyük zulmü insanlar yapıyor. İnsanlar, hayvanlardan daha vahşi. Hayvanları; sadece kendilerine et ve hizmet vermek için yollandığına inananlar var. Oysa biz hepimiz birbirimiz için burdayız fakat bu hizmet; birbirimize yemek olmak için değil. Ruhsal gelişim için birbirimize hizmet ediyoruz. Hayvanların da bizim kadar kendi tekamüllerini yaşamaya hakkı var. Dünya üzerindeki bütün canlıların eşit şekilde yaşama hakkı vardır. Kimse kimseden üstün değildir. Sadece evrimleşme zincirinde farklı halkalarda olmak vardır. Eğer bizler, daha savunmasızlar diye diğer canlıları yok etme ve eziyet etme hakkını kendimizde buluyorsak, o zaman bizden daha üstün bir ırkın da bizi yok etmesini, işkence edip yemesini hoş görmemiz gerekir. Bu durumda, kaçırılan insan ve çocuklara ne olduğuna da aldırmamak gerekir. Çünkü bu zihniyette olan insanlara göre, kim güçlüyse diğerini yok sayma hakkına sahiptir. Bu bir sürüngen beyin düşüncesidir. Bizler et yemeden de pekala hep birlikte sağlıklı şekilde yaşayabiliriz. Et yemek, sanıldığı kadar yararlı değildir. Aksine yediğimiz etlerdeki kan, hayvanlardaki tüm hastalıkları, stresi ve korkuyu bizim bedenimize taşır ve böylece bizim bedenimizin titreşimi düşer. Karnımız tok olur ama ruhsal olarak kendimizi ağır ve yorgun hissederiz. Bazı hintliler inançları gereği asla et yemezler ama yiyenlerden daha sağlıklı ve uzun yaşarlar. Bedenimiz için gerekli proteinler bitkilerden de alınabiliyor. O zaman neden hayvanlara eziyet edip, negatif enerji halkasını besleyelim ki..


19-Üçüncü Dünya Savaşı ile ilgili vizyonlarınız varmı?

Ben bu konu ile ilgili bir kaç alıntı yazı paylaştım. Kendime ait böyle bir vizyon yok henüz. Ancak Türkiye ve komşu ülkeleride içine alan bir savaş görmüştüm. Üçüncü Dünya Savaşı konusuna gelirsek; böyle bir plan ve istek olmasına rağmen diyorum ki olmaz. İzin verilmez. Şu an dünyamız gözlem altında ve koruma altında. Eğer birileri dünya savaşı çıkarmaya kalkarsa bu sadece onların sonunu getirir...İki süper güç birbirleriyle 'Suriye'de olduğu gibi kuklalarla savaşabilirler ama olan kullanılanlara olur. O ikisine birşey olmaz. Birbirleriyle savaşacak kadar aptal olduklarını sanmıyorum. Malum ülke, 2012'den beri savaş stratejisini değiştirdi. Bizzat kendisi savaşmak yerine piyonları çarpıştırmayı tercih ediyor. Onlarda, uydudan canlı film gibi o çarpışmaları izleyip içkilerini yudumluyorlar. Nükleer güç kullanımı dünyaya zarar vereceği için kimse kullanmya cesaret edemez çünkü bunun, dünyayı gözleyen birliklerce engelleneceğini bilirler. En büyük zararı kendileri görür. Bu yüzden de dar alanda sadece insanlara zarar verecek kimyasal gazları kullanırlar. Suriye'de olduğu gibi...piyonlarına yaptırıp Esad'un üzerine atıyorlar.

Benim vizyonlarıma göre insanlığa en büyük zararı; doğal felaketler, uretilmis hastaliklar, açlık ve susuzluk verecek. Bunların yanında savaşlar hafif kalıyor.

20--Sizce uzaylılar var mıdır? Varsa bildiğimiz griler mi yoksa insan türü de var mıdır?

Uzaylı kelimesini kullanmak bana artık garip geliyor. Çünkü bizler de aslında uzay dediğimiz alanda hareket halinde olan bir gezegen üzerinde yaşıyoruz. Yani biz de uzaylıyız. Onlara dünya dışı varlıklar da diyemeyiz çünkü dünyanın içinde ve üstünde yaşayanları da var. Bu durumda belkide 'başka boyuttan varlıklar' demek daha doğru olabilir. Onlarla bizlerin arşındaki en büyük fark farklı boyutlarda yaşıyor olmamızdır. Evet vardırlar. Yüzlerce belkide binlerce farklı ırk var. Bazı ırklara, geçmişten günümüze kalan tarihi kalıntılarda, mitolojilerde rastlamak mümkün. Dikkatli bir araştırma yapıldığında, Mayalıların, Sümerlerin, Mısırlıların, Hopilerin, Avusturalya yerlilerinin ve Hint tanrılarının hepsinin de başka boyut varlıkları olduğu kolayca anlaşılabilir. Devasa inşaat kalıntıları, piramitler, taş bloklar bile ortada bir gariplik olduğunu anlamamıza yeterli. Başka boyutlardan gelen üstün ırklar insanlığın tarihini şekillendirmiş ve rehberlik etmişler. Bunlar o zamanki insanlarca; melekler, tanrılar, gözcüler olarak tarif edilmişler. Bu konuları anlamak için belli bir farkındalık seviyesinde olmak gerekir. Biraz merak ve sorgulama herkesi aradigi doğruya götürecektir. Insan gorunumunde olanlari da var farkli formlarda gorunenleri de. Grilerin insanlar uzerinde deneyler yapan sentetik robot varliklar olduguna inaniyorum.

21-Amerikada deprem ve su yükselişi olacağını, bloğunuzda paylaştınız peki bundan korkmuyor musunuz?

Bu ülke ile ilgili üç dört görüntü izledim. Newyork üzerinde taş yağmuru ve kahverengi toz bulutu vardı. Pasifik Okyanusu'na büyük bir göktaşı düşüyordu. Ardindan sular yukseliyordu. 2018 yılına ait bir görüntü vardı hiç unutmam. Şimdiye kadar hiç görmediğimiz bir uçak tipiydi. F16 uçaklarından daha ufak, hızlı ve siyah renkli idiler. Gökyüzünden yere lazer ışınlarıyla saldırıyorlardı ve bütün binalar yıkılmıştı, insanlar kaçışıyorlardı. Hemen ardından yeryüzüne indirilen küçük robotlar, insan avliyordu. Çok fantastik bir görüntü olduğunu biliyorum. Belkide başka bir evrene ait görüntülerdir bilemiyorum. Bazen paralel evrenlere giriş çıkış yapıp ordaki eş benlerimizin bilgilerine ulaşıyoruz ve yaşamlarından parçalar görüyoruz. Bu yüzden artık gördüklerime temkinli yaklaşıyorum. Hepsini yazmıyorum. 2018 yılına az kaldı. Bu gördüğümün hangi boyuta ait olduğunu öğreneceğiz. Burda yaşamaktan korkmuyorum. Bence dünyanın neresinde olursanız olun, yaşamanız gereken bir ders varsa, yaşarsınız. Kaçmak kurtarmaz.

22-Günümüzdeki bir çok hastalığa çare bulunacak mıdır sizce?

Aslında bütün hastalıkların çaresi, o hastalığı yapacak virüsü yaratanlarda var ama ilaç ve klinik malzemeleri satmak için bu tedaviler insanlardan gizleniyor. İnsanların frekansı yükseldiğinde ve sevgi arttığında, hasta olmuyorlar. Çünkü yüksek titreşime demirlendiklerinde, hücreleriyle konuşarak onları kodlayarak kendi kendini şifalayabiliyorlar. Bütün hastalıklar düşük titreşimde bulaşır ve yayılır. Sadece bilincinizi kodlamak bile hasta olmamızı engelleyebilir. Yeterki buna inanın. Ben herşeye rağmen, bir kaç sene içinde bir çok hastalığın tedavisinin bulunacağını, enerjiyle tedavilerin artacağını, bitkisel tedavilere dönüleceğine inanıyorum. Atalarımızın kullandığı tedavi yöntemleri geri gelecektir.

23-İlmi ledun ve havass hakkında ne düşünüyorsunuz?

Benim alanımda olmayan iki farklı konudur. Ama bu konuda çok değerli çalışmalar yapıldığını biliyorum, destekliyorum. Evrensel hafızadan çekilen bilgiler farklı farklı alanlarda olabilir. Din, tarih, şifa, tasavvuf, icatlar vb..

24-Sevgi dolu olmak için önce ne yapmak gerekiyor? Nasıl iyileşeceğiz?

Önce kendimizi sevip, affedeceğiz. Hatalarımızın ve pişmanlıklarımızın bizim olgunlaşmamız için gerekli olduğunu anlayıp onları seveceğiz. Sonra kırgın olduğumuz herkesi affedip seveceğiz. Hayvanları ve doğayı koşulsuz sevip koruyacağız...Son olarak zihnimizi susturup, egolarımızla bizi kontrol etmesine engel olacağız. Böylece zihinden kalbe ineriz ve sevgi hayatımıza yerleşir. Bu şekilde hem biz hemde çevremizdekiler iyileşir.

25-Gerçekleştirmek istediğiniz projeleriniz var mı?

Bir projem yok henüz ama büyük bir hayalim var: Kaz dağlarında bir çiftlik alıp,orda hayvanlarımla, doğa anneyle başbaşa yaşamak istiyorum :)...

26-Yeşilçam filmleri izliyor musunuz favoriniz var mı?dizi izliyor musunuz?

Eskiden izlerdim. Şener Şen'in eski filmlerini çok seviyorum.

27-Siz kedi besleyen birisiniz peki kediler nankör mü?

Hayır nankör değiller. Sadece hafızaları pek güçlü değildir ve kalplerine göre yaşarlar. Muhteşem varlıklardır. Bulundukları alanların negatif enerjisini temizlerler. Sahiplerinin hastalıklarını iyileştirmede yardımcı olurlar. O alanlarda; uzanarak yada yalayarak şifa yaparlar. Ben kedisiz ev düşünemiyorum. Can dostu olurlar. Yalnızlığa çok iyi gelirler. Evdeki istenmeyen haşaratı temizlerler. Yani kısaca her derde devalar. Hayatınıza bir kedi girmişse, uyanışınız başlar ve hayatınız değişir. Onlar aşk'tır.

28-Sizin gibi uyanmis insanlar cok mudur? Sizinle  irtibata geçiyorlar mi?

Ben uyanış yaşayan sıradan bir insanım. Benim gibi uyanış yaşayan çok insan var ve irtibat kuranlar cok. Onlar da benim yaşadıklarımı yaşıyorlar. Çünkü belli bir titreşime ulaşan insanların hayatı tamamen değişiyor ve olması gereken oluyor. Aslında extra bir yetenek kazanmıyoruz. Bizde hali hazır da olan yeteneklerimiz açığa çıkıyor, hepsi bu...Bizler doğuştan O'ndanız. O'nda ne varsa bizde de vardır.

29-Son olarak Türkiye ve Dünya ile ilgili ne demek istersiniz?

En son gelen bir mesajı paylaşmak isterim. Türkiye ve Dünya'da önemli gelişmelerin olmaya başlayacağı bir döneme giriyoruz. Mayıs ayı aslında 5. aydır ve 5 sayısı değişimi simgeler. Bu yazının paylaşıldığı gün ise 19'dur. Enerjisi yüksektir. 19 Mayıs önemli bir gündür. Atamız bu günü bilerek seçmişti. Bizde bu yazıyı özellikle bu gün paylaşma kararı aldık.

'19 Mayis Genclik ve Spor Bayramimiz' kutlu olsun!

sevgiler!

Hazirlayan ve Soran:Hasan Kayacan
Cevaplayan:Aasma Estefan

18 Mayıs 2017 Perşembe

Dünyada Gerçekten Olağanüstü Bir Şey Oluyor

Bir çoğumuz olağanüstü bir şeylerin gerçekleştiğini pek fark etmedi.
Birkaç ay önce kendimi “standart prosedür” topluluğundan kurtardım, beni sistemin içine hapseden korku zincirlerimi kırdım. O zamandan beri, dünyaya farklı bir perspektiften bakıyorum: Her şey bir değişimden geçiyor ve insanlığın çoğunluğu bundan bihaber.
Dünyada Gerçekten Olağanüstü Bir Şey Oluyor mu?
Dünya neden değişiyor? Bu yazıda beni değişime inandıran 8 nedeni sizlere de göstereceğim. 

  1. Artık Hiç Kimse “İstihdam Modeli” İle Ayakta Kalamıyor
Sınırlarımıza dayandık. Büyük şirketlerde çalışan insanlar işlerine devam etmek istemiyor. Amaç eksikliği içimizdeki umutsuzluk çığlığıymışçasına kapımızı çalıyor.
İnsanlar kurtulmak, her şeyi bırakmak istiyor. Düşünsenize, girişimcilik riski alan, maaşlı izne ayrılan, iş dolayısıyla depresyona giren, tükenmişlik sendromu yaşayan ne kadar çok insan var.
  1. “Girişimcilik Modeli” Değişiyor
Geçtiğimiz birkaç yılda yeni girişimcilerin de patlamasıyla birlikte, binlerce girişimci milyar dolarlık fikirlerini hayata geçirmek için garajlarını ofise çevirdi. Girişimciliğin handikabı bir yatırımcı bulmak ve finanse edilmekti. Fon bulmak, Dünya Kupası veya Süper Kupa kazanmaya eş değerdi.
Hadi finansör buldunuz, ya sonra?
Çalışan konumuna geri döndünüz. Sizinle aynı rüyaya inanmayan, amaçlarınızı paylaşmayan insanların arasına girdiniz ve sonunda her şey yine paraya baktı. Finans işinizin kaptan şoförü haline geldi.
Para kazanma modelleri ve girişimleri sonsuz olduğu için bütün “mükemmel başlangıçlar” patlak vermeye başladı.
İhtiyaç duyulan şey yeni yollar bulmaya çalışmak, iyi insanlar bunu yapmaya çoktan başladı.
  1. İşbirliğinin Yükselişi
Çoğu insan tek başına devam etmenin mantıklı olmadığını anladı ve “herkes kendi işine” çılgınlığından uyandı.
Şimdi durun, arkanıza yaslanın ve düşünün. Yedi milyar insanın aynı gezegende yaşayıp birbirinden ayrı ilerlemesi absürt değil mi? Neden etrafımızdaki binlerce, belki de milyonlarca insana sırtımızı dönelim ki? Bütün bunlar aklıma geldikçe kederleniyorum.
Neyse ki işler değişmeye başladı. Paylaşma ve işbirlikçi ekonomi gibi konseptler uygulanmaya başlandıktan sonra yeni ve şahane bir yola girdik; paylaşım, yardımlaşma ve birliktelik yoluna!
  1. İnternetin Gücünü Nihayet Keşfettik!
İnternet muazzam bir şey ancak onun gücünün farkına henüz varabildik. İnternetle birlikte dünyanın kapıları açıldı, bariyerler düştü. Ayrılıklar sona erip beraberlik başladı, iş birliği ve yardım yayılmaya başladı.
Bazı uluslar internet aracılığıyla devrimler yaptı, Arap Baharı’na hepimiz şahit olduk. Burada, Brezilya’da da, bu harika aracı daha iyi bir şekilde kullanmaya yeni başlıyoruz.
İnternet kitleleri kontrolü altına alıyor. Büyük medya grupları bilgi kaynağı sunmak yerine kendi mesajları ve kaygıları doğrultusunda haberler sunuyor. Onların istediği kadarını okuyabiliyor, uygun gördükleri kadarını izleyebiliyoruz. İstediğimiz bilgiye ulaşmak, neye inanacağımızı ve neyi destekleyeceğimizi seçmek kendi sorumluluğumuzda. Artık bizler birer kaşifiz.
İnternet sessizliğin sesi oldu, anonimi bilinir kıldı. Artık dünya birlikte ve bu, sistemi yıkmaya  yetebilir!
      5.Aşırı Tüketimin Düşüşü
Uzun bir süreç boyunca, tükettikçe tüketmek için manipüle edildik. Her yeni ürünü, son model arabayı, son sürüm iPhone’u, en iyi markaları ve bir sürü kıyafeti, onlarca ayakkabıyı, hep daha çoğunu, ihtiyacımızın ve karşılayabileceğimizin çok daha fazlasını almak için birbirimizle yarıştık.
Bazı insanlar, çoğunluğa karşın daha az tüketimin, daha yavaş bir yaşamın ve daha az yemenin kendimizi ve çevremizi toparlamaya yardımcı olduğunu gördü. Artık çok daha fazla insan araba kullanımını azaltmaya, kıyafet değiş tokuşuna, fazla harcamaları kısmaya, evlerini arabalarını ve ofislerini paylaşmaya gönüllü.
İhtiyacımız olduğu iddia edilen şeylerin çoğuna ihtiyacımız yok! Bu yeni tüketim bilinci, aşırı tüketimin ve bunu pompalayan bir sürü büyük şirketin sonunu getirebilir.
       6.Sağlıklı ve Organik Yemek
İyi tadan her şeyi yiyebilecek olmamız tam bir çılgınlık!
Şirketlerin gıda kaynaklarımızı zehirlemesiyle hiç ilgilenmedik! Buna karşı duracak hiçbir adım atmadık!
Ancak sonra, bazı insanlar uyanmaya, organik ve sağlıklı gıdanın değerinin farkına varmaya başladı.
Gıdanın ekonomi ve çalışmakla ne alakası var diyebilirsiniz. Çok alakası var!
Yemek üretimi insanlığın en temel esaslarından biri. Eğer zihniyetimizi, yemek ve tüketim alışkanlıklarımızı değiştirebilirsek şirketler yeni pazarın ihtiyaçlarını cevaplamak ve buna adapte olmak zorunda kalır.
Küçük üreticiler ve çiftçiler üretim zincirine dahil olmaya başladı. Hatta insanlar artık evlerinde bitki ve tohum yetiştiriyor.
  1. Maneviyatın Uyanışı
Kaç arkadaşınız yoga yapıyor? Peki ya meditasyon? Şimdi tekrar düşünün, bundan on yıl öncesine kadar bunları yapan kaç insan biliyordunuz?
Maneviyat bize uzun bir süre boyunca eksantrik, değişik, mistik gibi tanımları çağrıştırdı.
Neyse ki artık bu da değişiyor. Bugünlerde sadece mantık ve akılcılıkla düşünmenin sonu geldi ve her şeyi akılcılıkla anlayamayacağımızı fark ettik. Artık başka şeyler de oluyor ve eminim ki bunları da anlamak istiyorsunuz.
Yaşam nasıl sürer, ölümden sonra ne olur, hakkında bu kadar konuşulan “enerji” nedir, kuantum fiziği nasıl çalışır, düşünceler nasıl somutlaştırılır, rastlantı ve eş zamanlılık nedir, neden meditasyon yapılır, alternatif tıp işe yarar mı gibi onlarca soruya siz de cevap arıyorsunuz!
Şirketlerin dahi kendi çalışanlarına meditasyon hizmeti sunduğunu, okulların da gençlere meditasyon teknikleri öğrettiğini hiç düşündünüz mü?
  1. Yeni Trend: Okulsuz Eğitim!
Bu eğitim modelini kim oluşturdu? Almak zorunda olduğumuz dersleri, Tarih derslerinde neyi ne kadar öğreneceğimizi kim seçti? Neden bize diğer eski medeniyetler hakkındaki gerçekleri öğretmediler?
Çocuklar belirlenmiş yüzlerce kurala neden uymalı? Neden her şeyi sessizce takip etmek zorundalar? Çocuklar neden üniforma giymeli? Peki öğrenip öğrenmediğinizi ölçecek bir teste ne dersiniz?
Sistemin takipçilerini sürekli kılan ve çoğaltan bir model geliştirdik. Üretken insanlardan sıradan insanlara dönüştük.
İyi ki tüm bunlar üzerinde düşünen, çalışan ve okulsuz eğitim, evde eğitim gibi kavramlar üreten insanlar var.
Belki de bunları daha önce hiç düşünmediniz ve hatta şu an şok içindesiniz. Ancak farkında olmasanız dahi, size olanları anlatıyorum!
Artık insanlar büyük bir uyanışın içinde ve baskılanmış toplumsal kalıpları reddediyor.
Bütün bu yenilik hareketlerine bakın ve bize normal olduğu ezberletilen her şeyin aslında normalden çok uzak olma ihtimalini düşünün. Çünkü öyle!

İşte size bahsettiğim olağanüstü gelişme!

Yazının Orijinal Linki

Asagidaki Linkten alinti yapilmistir.
http://www.kolektif-kozmos.com/2016/12/11/dunyada-olaganustu-bir-sey-var-ve-muhtemelen-henuz-bunu-fark-etmediniz/



14 Mayıs 2017 Pazar

13 Mayıs 2017 Cumartesi

Aura Gorme Teknikleri ve Ipuclari

Aura Nedir?

Aura tüm canlıların etrafını kaplayan bir enerji alanıdır. Evrende her şey birbirine bir ağ gibi bağlıdır. Vücuttaki her bir hücre elektrik üretmektedir. Bir şimşeğin ve yıldırımın oluşumunda da görebileceğimiz gibi, elektrik gökyüzünde diğer şimşek çizgileriyle de birleşerek zincirleme bir yıldırım oluştururlar. Aura bedeninizin etrafını kaplayan elektromanyetik bir alandır. Bir aynaya bakın ve kulağının kenarına ya da kafanızın tam üstüne odaklanın. İlk başta neredeyse görünmez şeffaf bir enerji alanı görebilirsiniz. Bu alana odaklanmaya devam ettikçe, renk yavaş yavaş ortaya çıkacak. Bu vücudunuzun etrafa yaydığı enerjinin rengidir. Tıpkı bir yalan makinesi gibidir. İnsanların yaşadığı yaşam tarzını aurasının rengi belirler. Ayrıca bir ağacın ya da bir deniz kabuğunun aurasını bile görebilirsiniz. Pratik yaparak aura görmeniz gittikçe daha da kolaylaşacaktır. 

Auranızı nasıl görebileceğinizi öğrenin! Bu uygulama meditasyona çok benziyor.

-“Auramı nasıl görebilirim?”, “Aura görebilmenin bir yolu var mı?”, “Auram ne renk?”, “Aurayı görebilmem ne kadar zaman alır?”
Bu yazıda bu ve bunun gibi sorularınızın cevaplarını alacaksınız.
Öncelikle, etrafınızı çevreleyen iki ana aura bulunuyor. Bunlardan birincisi olan “iç auranız” göreceğiniz ilk aura olacak. Bu aura fiziksel bedeninizi çok yakından çevreleyen auradır. İkincisi, “dış auranız” bedeninizi iç auranızdan çok daha dışarıdan ve uzaktan çevreler. Önce iç auranızı görebilmek için gözlerinizi alıştırdıktan sonra, dış auranızı görebilmek için de göz egzersizi yapabilirsiniz.
İç Auranızı Görebilmek İçin;
Bir aynanın karşısına geçin ve ayakta durun. Arkanızda düz ve açık renkli bir zemin olsun. Aynada kendinize bakın. Bedeninizin kenarında bulunan bir bölgeye dikkatinizi verin ve gözlerinizi bir süreliğine hiç ayırmadan oraya odaklayın (Ben boynum ve omuzum arasında bulunan bölgedeki dış çizgiye odaklandım.) İlk olarak odaklandığınız noktada, derinizin etrafını çevreleyen, ince, şeffaf bir ışık halesi göreceksiniz. Bu ince ve şeffaf ışık halesi oldukça berrak ve temiz bir enerji formudur. Göreceğinizden şüphe duymayın. Buna emin olabilirsiniz.
Odaklanmaya devam edin. Bu ince şeffaf ışık giderek genişleyecek ve kolaca fark edebileceğiniz bir renge bürünecek (bende ince sarı bir ışık halesi olarak göründü.) Bu sırada görmekte olduğunuz auranız aniden yok olabilir. Bunun nedeni o an beyninizin daha yeterince alışkın olmadığı bir şey görüyor olmasındandır. Beyniniz bunun üzerine düşünmeye başladığında aura gözden kaybolur. Odaklanmaya devam edin. Auranız hemen geri dönecek, onu yeniden görmeye başlayacaksınız. Siz onun üzerinde düşünmeye başlar başlamaz ise aura kaybolacaktır.
Auranıza yeterli derecede odaklanarak kalabilirseniz, dalga boyları gibi yavaş yavaş dışarıya doğru genişlediğini fark edebilirsiniz. Ben bu aşamada mor ağırlıklı bir ton görüyorum. Ama odaklanmayı sağlamadığımda ise aura genişlediği gibi aniden yok oluyor. Bu aşamada odaklanma çok önemli. Zihninizi düşüncelerden ayırmalısınız. Derin nefes alıp verin ve rahatlayıp gevşeyin. Rahat olmalısınız. En çok rahatlatan ise nefestir. Auranız gergin veya stresli olduğunuz durumlarda zayıflar, ve siz meditasyon yaptıkça da auranız genişleyerek parlayacaktır.

Bu noktada herkes farklı bir teknik geliştirebilir. Burada verilen temel tekniğe ek olarak size en yakın gelen kolay metodu geliştirebilirsiniz. Benim için aura görebilmenin en kolay yolu, benim “Sihirli Göz Metodu” olarak adlandırdığım tekniktir. Bu tekniği aynanın karşısında auramı görmeye çalışırken kendi kendime icat ettim ve bu tekniği auraya uyguladım. Bir “Sihirli Göz” resmine uzun süre tek bir noktaya odaklanarak bakarsanız, resmin içinde bulunan ve normalde gözükmeyen ayrı ve anlamlı, üç boyutlu bir resim görürsünüz.
Bir sihirli göz resmini görebilmek için, gözleriniz burnunuzun tam ortasına yukarı doğru kaydırarak, resmin tam ortasına odaklayın. Önünüzdeki resim netliğini kaybedip bulanıklaşacak. Resme sanki uzaktan bakıyormuşsunuz gibi odaklanın. Yavaşça yüzünüzü resimden uzaklaştırın. Resmi ortadan iki kareye ayıran bir çizgi görebilirsiniz. Bu çizgiler giderek çoğalacak ve resim üç kareye çıkacaktır. Eğer resmi dört kare olarak görürseniz, tekrar üç kare görene kadar resmi uzaklaştırın. Tekrar bir veya iki kare görürseniz yeniden başlayın. Açıkça üç kare gördüğünüzde, hareketsizce odaklanın ve resmin bulunduğu sayfayı da hareketsiz tutmaya çalışın. Gizli resim aniden ortaya çıkmaya başlayacak. Gizli resmi ve derinliği yakaladığınızda üç boyutlu resmi tamamen görebileceksiniz. Ne kadar uzun süre odaklanır ve bakarsanız, resim de o kadar netleşecektir. Sayfayı ne kadar uzakta tutarsanız da, o kadar derinleşecektir.
“Sihirli Göz” resmi örneği;

Sonuç olarak, baskın olmayan gözünüz (bende sol göz) ile resme veya auranıza odaklanarak kendinizi daha iyi eğitebilirsiniz. Bu beynin beyninizde daha farklı bir reaksiyona neden olup üç boyutlu şekilleri (daha sonradan auranızı) görmenizi kolaylaştıracaktır.
Auranızı görebilmek için de bu aykırı görme biçimini kullanın. Odaklanın ama ne gördüğünüz hakkında hiç düşünmeyin. Rahatlayın ve auranızı ne kadar genişletebileceğinizi görmeye çalışın. Belirli bir zaman egzersiz yaptıktan sonra yalnız “iç auranızı” değil,  “dış auranızı” da görebileceksiniz.
Greg Prescott

Kaynak Linkler:

Ceviren: E.A



19:27 - 12 comments

Zihinden Kalbe Iniyoruz

Bizler, egoya ve zihne hitap eden bir sistemin icine dogduk. Saf bir sevgi ve masumiyetle giris yaptigimiz bu hayatta, disardan bize ogretilenlerle bencillestik, egolarimizin kolesi olduk. Birakin birbirimizi sevmeyi, kendimizi bile sevmeyi unuttuk. Bize; gunahkar, sucluluk kompleksi, korku ve guvensizlik tohumlari ekildi. Gunluk yasamlarimiz para, guc, hirs ve cinsellik ekseninde gecmeye basladi. Egolarimizla yasamak kafamizin arkasindaki surungen beynimizi besledi ve yeniden surungenlestik. Istedigimizi almak icin dovduk, parcaladik, oldurduk, tecavuz ettik, caldik, yalan soyledik, aldattik...


Zihin bizi madde dunyayla mesgul eder ve egolarimizdan beslenir. Hayatimizi bugune kadar zihin yonetti. O kendisine disardan ne yuklendiyse, bize de onu yasatti. Gercekte var olmayan seyleri varmis gibi gosterdi. Bizi insan yapimi kurallarla ve dinlerle mesgul etti. Materyalist ve bencil yapti. Robotlastirip hissizlestirdi. Zenginligi, guzel kiyafetleri, gosterisi bize mutluluk olarak gosterdi. Hep konustu..Hic susmadi..Oyle ki zihnimizin sesinden, vicdanimizin (kalbimizin) sesini duyamaz hale geldik.

                                                                   
Bu durum artik degismeye basladi. Insanlar zihinlerini susturup kalplerini dinlemeye basladilar. Zihnini susturabilen insanlarin, sezgileri calismaya basladi ve yaraticiliklari artti. Disardan iceriye yonelmek, ordaki gizli kapilari acti. Insanlar, ilmi ve sevgiyi, ruhsal enerjiyle beslenen kalpten almaya basladilar. Bu da onlari; disardan ogrendiklerine karsi sorgulayici yapti. Ortulmus tum gercekler artik kendiliginden aciga cikiyor. Insanlarin maddi, manevi tum bagimliliklari bitiyor. Simdiye kadar cok onem verdikleri hersey, gercek degerine ulasiyor. Onlar ozgurlesiyorlar ve sevgiyi hissediyorlar. Ilk defa hayati kendisi icin degil baskasi icin yasamaya basliyorlar. Cunku artik yalnizlasmis 'ben' i degil, butunlesmis 'Biz'i kesfediyorlar. Yargisiz, kosulsuz sevginin huzurunu yasiyorlar.

Bugune kadar bize yaraticiyi hep disarda aramayi ogrettiler. Oysa O hep bizimleydi. Kalbimizde...
Kalp enerjisi saf sevgidir ve geldigimiz kaynaga aittir. Ona inenler, kosulsuz sevgiyi ve aski tanirlar. Kalbiyle yasayan bir insana, kimse bir daha korkuyu, egoyu, nefreti, onyargiyi ve bagimliligi ogretemez. Cunku orda bulduklari sevgiyi, huzuru bir daha asla terketmezler. Hayata bakis acilari degisir ve baskalarinin kendileri hakkinda ne dusunduklerine de aldirmazlar. Cocuklar boyledir. Bizler yeniden cocuk olmayi ogrenmeliyiz. Onlar; korkusuz, yargisiz, plansiz, egosuz, sevgi ve sefkat dolular. Cunku kucuk masum kalpleriyle yasarlar. Bizde kalbimizle yasayarak, frekansimizi yukseltebilirsek hem hayatimiz guzellesir hem de yaraticiligimiz artar.


                                  "Tertemiz duygularla sevin.. Çocuklar gibi sevin..
                                    Melekler gibi sevin.. Kar taneleri gibi sevin..
                                    Benim gördüğüm yerlere, bir tek sevenler gidiyor.."
                                                                 Mevlana




Kalbe inis sevmekle baslar. Eger sevgiyi hayatimiza cekmek istiyorsak once kendimizi sevmeliyiz. Kendimizi sevmezsek baskalarini sevemeyiz. Zihnimiz surekli bize insanlari yargilamayi, yanlislarini gormeyi telkin ederken; kalbimiz ise sevmeyi, affetmeyi ve hos gormeyi ogretir. En hizli sevgi ogrenimi, kendini ve baskalarini affetmekten gecer. Ayrica cocuklardan, hayvanlardan ve dogadan da sevgi ogrenilebilir. Dogada zaman gecirmek, bizi zihinden uzaklastirir ve kullanmadigimiz tum duyularimizin aktif olmasini saglar. Boylece sezgilerimiz artar ve diger canlilarla baglarimiz guclenir. Ayrica zihnimizi besleyen; televizyon, film, dizi, sarki, politika, haberler, din, dil, irk renk ayrimi gibi seylerden de uzak durmak zihni susturmamiza yardimci olur.

                                       "Insan tabiattan uzakalastikca kalbi katilasir."
                                       "Gozunle degil kalbinle karar ver."
                                                            Kizilderili atasozleri

Dunya annemize yukselisinde eslik etmek istiyorsak, onunla beraber gitmek istiyorsak; zihinden cikip kalbe inmeliyiz. Aksi halde bu buyuk firsati kacirabiliriz.




Yazimi gecen ay gelen bir mesajla bitirmek istiyorum:
"Disarida aradigin her cevap aslinda icerde..Sorulari baskasina degil, kendine sor. Hic kimse senden daha fazla bilge degildir. Gercek kendini gordugunde, sen disindaki hersey yok olacaktir. Varmak istedigin asil kaynak sensin! Gunes de, yildiz da Ay da sensin! Sen herseysin, gor artik!"


Sevgiler!
Aasmaestefan









4 Mayıs 2017 Perşembe

YENİDEN DOĞUŞ


Sevgili yazar arkadasim Tara Gurses'in yeni cikacak olan; 'Tanrinin Insani mi, Insanin Tanrisi mi?' adli kitabindan bir bolum.

                                                      YENİDEN DOĞUŞ

Yaşadığımız zamanların bizler için hiç de hoş olmadığını ve dünyanın global olarak içinde bulunduğu kaosu ele alırsak bu bir tükenme gibi gözükse de doğum süreci aslında. Bir bitişe doğru yaklaşıyoruz. Dünya üzerinde varlık gösteren bütün ırkların ve toplulukların ortak kaderi olan ve sonuçta üzerinde yaşadığımız gezegeni de bütünüyle etkileyen bir süreç.
Bu süreç bütün hastalıklı alışkanlıklarımızdan, hastalıklı düşüncelerimizden, eylemlerimizden , zihinsel ve ruhsal olarak bizi hasta eden bütün  kodlamalardan, öğretilerden, doğru bildiğimiz yalanlardan ve uyku halinden uyanma anlamına gelmekte aslında. Bir döngünün sonuna geliyoruz.

Dinazorların  yeryüzünden yok olmasından sonra başlayan yeni döngünün sonu bu. İnsan ırkının yeryüzünde yeniden yükselişinin ve aynı zamanda kontrol altına alınmasının da.
Dünyamızın bizden önceki sahiplerini ve onları da , kontrol altında tutan güçlerin, güç savaşlarının odağı olmasının da. Bizler sözde evrimleşirken, kendimizi bulmamızı ve insan olmamızı engelleyen bütün öğretiler, inanç sistemleri ve yanlış kodlamalarla olması istenen varlıklara dönüşmemizin de  neye ve hangi güçlere hizmet ettiğini anlayarak uyanışımız ve kendimizi bulmamızın , insan olmaya başlamamızın , içimizdeki Tanrı-İnsan DNA’mızı uyandırmamızın ve eskiyi tamamen terk  etmemizin zamanı geldi.


Maya takviminde bahsedilen ve sürekli bir tarih yakıştırılmaya çalışılan kıyamet bu işte. İnsanın kölelikten kurtuluşunun, geçmişe ait her şeyin yıkılacağı, sistemin ve güç kontrolünün tamamen çökeceği, yüksek insanın uyanacağı ve yeniden doğuşunun zamanı.

Bizlere uygulanan tüm baskıcı, köleleştirici ve tüketim merkezli kontrol mekanizmasının  bizden çok daha yüksek  bir zekanın , ‘’hastalıklı bir zekanın’’  alışılagelmiş yöntemi olduğu gerçeği ile yaşam savaşı veriyoruz ama bunu görmeyi başaranlarımız çok az. Tüm bunların  dışında bir de uyanışımız ve kontrolü elimize almamız, kölelikten kurtulup özgür olmamız için bizlere yol göstermeye, rehberlik etmeye kendilerini adamış, fiziksel müdahalenin faydadan çok zarar vereceği bilincinde, zihinlerimize odaklı çalışmalar yapan  Tanrı-İnsan DNA’mızı aktive etmeye uğraşan çok daha yüksek bilince, titreşime ve zekaya sahip güçlerin de farkındayız ve bu farkındalık giderek daha da artıyor.

Dünya üzerindeki bütün Emperyalist, faşist güçlerin bitişinin kıyametidir bu. Bu bitiş bizlerin her birimizin bireysel kıyameti ile olacak bir şey. Doğduğumuz andan itibaren bize yüklenen, öğretilen bütün değerlerin, değer yargılarının, doğru sandığımız her şeyin çöküşü ile gelecek bir kıyam.Her şeyimizi  kaybettiğimizi zannedeceğimiz ama kendimizi bulacağımız.

Dünya üzerinde yaşayan bütün canlıların uyum ve birlik bilinci içinde yaşayabileceği, bütün kaynakların herkese yeteceği, açlık, kıtlık, savaş ve doğa katliamlarının olmayacağı bir dünyaya uyanışın.  ÜTOPYA diyeceksiniz. Ama değil.

Dünya da para ile hakim kılınan kölelik sistemin çöküşü ile sözde her şeyinizi kaybettiğinizde   ya da sahip olduklarınızın hiç bir anlam ifade etmediği zamanlarda birbirinize sarılacak ve el ele , paylaşmayı öğrenerek  ayağa kalkacak ve insan olmaya başlayacağız hep beraber. Unutmayın sistemin besin kaynağı insandır. Bizim bedenlerimizle, ruhlarımızla beslenir.

Sistemin çöküşü uzak bir kavram değil. Çökmeye başladı bile. Bizler, her birimiz bu döngünün kıyam noktasında var olmayı seçtiğimiz  için ne kadar cesur ve güçlü olduğumuzu anlamalıyız önce. Bugün yeryüzünde yaşayan  gerçek insan genlerine sahip herkes için söylüyorum bunu.

Sistem sonunun geldiğinin öngörüsüne sahip olduğu için bu kadar agresif ve cüretkar olmaya başladı. Kuduz köpekler gibi, kontrolden çıkmış kuklalarla toplumlara baskı kurmaya çalışırken, açlık, şiddet ve savaş tehditleriyle  korku taktiğini, farklılıkları besleyerek ayrıştırma ve kutuplaştırmalarla bizi bize kırdırma yöntemini her zaman olduğundan çok daha fazla ön plana çıkarmaya çalışıyor.

Teknolojinin, bilimin insana hizmet etmesi gerekirken insana karşı kullanıyor her zamankinden çok. Teknolojiyi yaratanın insan olduğunu ve ona ne yüklenirse kendi gerçekliğinin o olacağını biliyor çünkü.
Tüm bunlar değişebilir. Değişecek de. Teknoloji insana ve doğaya hizmet edecek. Yok etme, zarar verme değil, yaratma,üretme, onarma ve iyileştimeye adanacak.

Dünya üzerindeki  cinsiyet, dil,din,ırk  gibi farlılık olarak bizlere ezberletilen kavramların bizim doğamız olduğu , seçimlerimizin sadece bizi ilgilendirdiği, sevgilerimizin bağımlılıklarımızdan  ve egolarımızdan özgür olduğu bir dünya yaratmak hiç de zor değil. Buna kimilerimiz belki mecbur kalacağız ama geleceğin dünyasında var olmak ancak bu şekilde mümkün olacak.
Bütün dünyada sisteme karşı baş kaldırı, faşist  yönetimleri reddediş, paranın tutsaklığına ve onun dünya üzerindeki kurduğu düzene isyan çoktan başladı bile. Hiç kimse eskiyi istemiyor. Herkes de bilinç düzeyinde ciddi açılımlar ve farkındalıklar başladı.

Dünya üzerindeki 5 ayrı kıtada yaşayan bütün toplumlarda uyanış başladı. Sistemin alışkanlık haline getirdiği düzen artık parçalanmaya paşladı. Ve yakın zamanda kendi kendini yok edecek. Bunun sebebi de kontrolden çıkmış olması.

İnsanlar eşitlik istiyor, adalet istiyor, özgürlük istiyor, birlik istiyor, barış  ve huzur istiyor. Sevgiyi yaşamak istiyor. Kalıpsız, şartsız, koşulsuz ve önyargısız. Dünya üzerinde yaşayan bütün canlıların birbiriyle olan bağını hissediyorlar. Ve bunu güçlendirmek istiyorlar.Bu güzel gezegene hak ettiği huzuru ve uyumu vermek istiyor. Ama bunu nasıl yapacağını bilemiyorlar. Ama yapmayı başaranlar da diğerlerine örnek oluyor. Onlara yakın olun...

Hani hep korkulan şeyler var ya, kendi ülkemiz ile ilgili olanlar mesela. Kurtulun bu düşünce yapısından. Bizlerin bu noktaya gelmesinin , tüm bunları yaşamaya başlamamızın sebebi, gerçekleri görmemiz. Üzerimizde oynanan oyunları fark etmemiz, kendi  asıl gerçekliğimizi keşfetmemiz ve onu ortaya çıkarmamız.için. ‘’Uyuyan dev uyandı ‘’ diyorlar yaa. İşte  öyle…

Bu uyanışın sadece bu topraklar üzerinde yaşayan insanları değil bütün dünyayı etkileyeceğini ve değişimin bu topraklardan başlayacağını bilin ve buna inanın.  Özel bir coğrafya da yaşıyoruz. Her şeyi ile özel.  Burada doğmuş olmanın bize kattığı çok fazla şey var. Kadim ırkların ve uygarlıkların kanını taşıyoruz. Diliniz, inancınız  ne olursa olsun. Bilge, cesur ve özgür.
Doğanın ruhu ile olan bağımız. Bu  bizi çok ayrıcalıklı kılıyor.
Bazı farkındalıklara sahipseniz bunu da hissetmeniz an meselesi.

Uyanış eskinin bitişidir. Bir kez uyandınız mı artık  hiçbir şey eskisi gibi olmaz. Uyanış diriliştir,ayağa kalkıştır, yeniden doğuştur, ister küllerinden olsun ister köklerinden. Ama bir kez başladı mı, önüne geçilemez ve bütün gezegeni kaplar.
Şimdi burada diyorum ki, artık aldığınız her nefeste bilin ki, sizler Dünya’nın yeniden doğuşunun doğacağı topraklarda yaşayan ve o değişimi başlatacak insanlarsınız. Bunun için her biriniz ne kadar özel olduğunuzu hissedin.  Her eyleminiz ya da değişim isteğinizin titreşimi birbiri ardına eklenerek üzerimizdeki fosilleşmiş kabukları kıracak ve insan yeniden doğacak ve hiç olmadığı kadar özgür olacak. Bu toprakların ruhuna inanın.   Kendinize inanmaktan hiç vazgeçmeyin.  Çünkü yalnız değilsiniz.

Tara Gürses - Yazar

2 Mayıs 2017 Salı

Buyuk Degisim Geliyor-Tarih Tekerrur Eder

12 Nisan 2017 gecesi gelen mesaj: Insanlar, sevgiyi ve sevmeyi ogrenmek zorunda. Buyuk bir degisim geliyor. Butun canlilar sevgiyle birlesmeli. Sevmeyi ogrenemezseniz, sizi zor gunler bekliyor.

Bu mesaj butun dunya icin gelen bir mesajdi. Anladigim kadariyla bundan sonraki olacaklar; bize birbirimizi sevmeyi ve birlik olmayi ogretecek turden gelismeler. Daha once bir kac yazida yazmistim. Dunya'miz 1999 yilindan beri kademeli olarak artan bir kutup kaymasi yasiyor ve bu kaymanin en gec 2030 yilina kadar tamamlanmasi bekleniyor. Kayma her yil biraz daha hizlanarak devam edeceginden dogal felaketlerin de artmasi olasidir. Iklim degisikligi, isi artisi ve dususu beklenen diger etkilerdir. Bu buyuk degisim butun halinde gerceklestigi icin, nasil ki dunyamiz uzerinde depremler, felaketler oluyorsa, bizlerin yasamlarinda da depremler ve degisimler oluyor. Bunlar; yasam seklimizle, duygu ve dusuncelerimizle ilgili buyuk degisimlerdir. Kendimizi yeniden kesfedecegiz. Fiziken ve ruhsal olarak da degisime ugrayacagiz. Cunku fizik bedenimizin zerresinde Dunya annemizin emegi var. Enerji bedenimiz ise kaynaktan (Yaratici-Allah-Tanri- Buyuk Ruh, Oz, Sonsuz Enerji diye tanimlanan) gelmektedir. Bizler Dunya anneden beslendigimiz icin ondaki en ufak bir degisiklik bizi, bizdeki degisikliklerse onu etkiliyor. Birbirimize kokten bagliyiz.



Dunya anne 26.000 yillik cag dongusunu tamamlarken, demirlenecegi yeni frekanstaki feminen enerjisiyle, tum gucunu; Afrikaya Ortadogu'ya, Antartika'ya ve Turkiye alanina yansitacak. Bu alanlar disil enerjiyle sekillenmeye baslayacak, icinde bulunduklari duzen yada sistemler degisecek. Cunku bundan 26.000 yil once boyleydi. Simdi eski haline, yani yeniden dongunun basina geciyor. Alinamayan derslerin tekrari icin. Bu surekli tekrarlanan bir dongudur. Guc belli bir alana kayiyor ve oralar daha cok gelisiyor, gucleniyor. Sonra dongu tamamlandiginda da tam tersi oluyor. Eskilerin dedigi gibi 'tarih tekerrur ediyor' Her dongude, bir oncekinden alinamayan dersler tekrar ediyor. Dunya annenin bu 26.000 yillik dongulerini, uzerinde yasayan canlilar da onunla birlikte yasiyorlar. Yani insanlarin da hayatlari aslinda hep tekrar ediyor.

Zamani; uzerinde gecmis, simdi ve gelecegin hizalandigi duz bir cizgi olarak dusunelim. Sonra zaman cizgisinin her iki ucunu birlestirip bir cember elde edelim. Olusturdugumuz bu cemberde, zaman cizgisi bukulmus olacagindan, kendimizi surekli tekrar eden bir yasam dongusunun icinde buluruz. Bir zamanlar gecmisimizde kalan olaylar, dongu icerisinde yasamamiz gereken gelecege donusurler. Her seferinde gecemedigimiz dersleri yeniden yasariz ama ayni yada farkli kisilerle, farkli mekan veya olaylarla...Asil olan derstir. Dersler alindiginda tekrar dongusunden kurtuluyoruz ve oyun similasyonundan cikiyoruz. Reenkarnasyon da bu yuzdendir. Alamadigimiz dersleri almak icin...



Tum derlers alininca ne oluyor peki? Oyun similasyonundan cikiyoruz ve Kaynaga geri donuyoruz. En bastan, zerre olarak kopup geldigimiz kaynaga...O'na buyumus, gelismis ve Ol'mus olarak geri donuyoruz. Boylece yuvaya donus hikayemiz de tamamlanmis oluyor. Mezun olmus kucuk tanriciklar olarak...

Bizim yasam kaynagimiz 'sevgidir'. Butun derslerin amaci kosulsuz sevmeyi ogrenmektir. Sevmeyi ne kadar erken ogrenirsek oyun similasyonundan o kadar cabuk kurtuluruz. Bu yuzden karanlik bizi surekli ayristirarak, egoyla besleyerek birbirimizi sevmemizi engelliyor. Cunku oyun similasyonunda ne kadar uzun kalirsak bizim enerjimizden beslenen karanlik o kadar guclu oluyor. Kosulsuz sevmeyi ogrenmedikce, alinacak derslerimiz bitmez ve surekli tekrar dongusune takilir, reenkarnasyon yasariz...Kaynaktan uzak durdukca da aci cekeriz. Bizi bundan kurtaracak olan tek sey ise sevgidir..

Dunya uzerindeki guc binlerce yildan beri eril enerjiyle beslenen elit bir tabakanin elindeydi ve disil enerji tum dunyada bastirilmisti. Bu yuzden kadinlarimiz cok aci cekti. Dunya annemizde bir kadin oldugu icin o da insanoglu tarafindan cok hirpalandi ve aci cekti. Onun da bir ruhu ve bilinci var. ismi Gaia'dir. Hissediyor ve aci cekiyor. Uzerinde yasayan canlilarin acisini da sevincini de paylasiyor. Bir yerlede agaclar kesilse, madenler kazilsa, savaslar olsa, canlilar yok edilse; o gunlerce agliyor ve uzuluyor. O alanda yasanmis her aciyi ve negatif enerjiyi fazlasiyla hissediyor. Onu en cok uzen sey ise bunu yapanin kendi cocuklari olmasi. Cocuklarinin hem kendilerini hem de annelerini yok etmelerini uzuntuyle izliyor ve birgun onu sevmemizi sabirla bekliyor. (Eger Gaia anne ile tanismak isterseniz onu cagirin. Sizin bilinc seviyenize gore size gorunecektir. Genelde 'Meryem Ana' gorunumunde veya renk renk isiklardan olusmus bir kadin seklinde gorunebilir.)


Feminen enerji, surekli dahada artarak dunyamiza geliyor ve bu da kitlelerin uyanisini hizlandiriyor. Bilincler buyuyor ve buna bagli olarak farkindaliklar da buyuyor. Insanlar 'madde dunyasi' ilizyonundan cikiyorlar. Esyalara ve kisilere bagimlilik azaliyor. Buyuk evlerin yerini 'tiny home' cilginligi aliyor. Sehirlerden, doga annenin kucagina kacis artiyor. Teknolojik aletler terkediliyor. Eril ve disil enerji dengelendikce erkekler daha feminen duygularla hassaslasiyorlar. Bloke ettikleri sevgiyi, merhameti geri aliyorlar. Bir nevi isimize yarar hale geliyorlar. :)

Butun bu gelismeler, yeni dongunun baslamasini hizlandiracagindan, bazilari tum guclerini kaybedecekler ve mevcut duzenleri de yikilacak. Bu yuzden bu ulkelerin Ortadogu'da, Afrika'da, Antartika'da ve Turkiye-Suriye-Irak ucgeninde neler yaptiklarina dikkat etmek gerekir. Arka planda disil enerjinin gelisini engellemek icin buyuk bir 'portal savasi' gerceklesmektedir. Gelecegin verimli topraklarina simdiden el koyup kendilerini kurtarmak istiyorlar. Bunu da urettikleri savaslarla, terorle ve dinlerle yapiyorlar. Gidene kadar carpisacaklar ve son hamleleri yakindir. Onlarin oyunlarina gelmeyelim. Kendi icimizdeki farkliliklara o kadar odaklanmisizki disarda bize yaklasan tehlikeyi gormuyoruz bile. Bizi icerden carpistirirken, onlar adim adim sinirimiza yerlesiyorlar. Tehlikeyi icerde ararken dibimizde olanlari farketmeyelim diye bizi surekli planli bir endise ve korkuyla besliyorlar. Boylece dusuk titresimde kalip ilizyonda yasamaya devam edecegiz ve uyanmayacagiz. Lutfen farkliliklarimiza degil ortak yanlarimiza odaklanalim. Hepimizin ortak yani; kardes olmamiz, 'Bir' olmamiz, ayni topraklardan besleniyor olmamiz..Bizi ayirmaya calisanlara en guzel cevabimiz birbirimizi sevmek olmali. Farkli bilinc seviyelerinde de olsak yinede birbirimizin parcasiyiz. Binlerce kilometre uzakliktan gelipte kardesi kardese kirdirtanlarin tuzaklarina dusmeyelim. Butun dinler, mezhepler, politikalar, egitim sistemleri, hepsi bizi birbirimizden ayirmak icin hazirlanmistir. Bu duzeni kirmak ve onlara istediklerini vermemek bizim elimizde..Yeterki sevmeyi ogrenelim...


Sevgiler!

Aasmaestefan